Konu: Halen “international” bir program sunan liselerde öğrenim gören öğrenciler için üniversite seçim rehberi

Giriş

Genel olarak bu tip bir okulda lise eğitimine devam etmekte olan ve hem MEB hem de international-örneğin IGCSE- diploma alacak olan öğrenciler için olanaklar vatandaşlık durumuna göre belirlenebilir. Şöyle ki eğer sadece yabancı vatandaşlığa sahipseniz ya da orijinal vatandaşlık Türkiye değilse IGCSE sunduğu standart yurtdışı üniversiteler için diplomanın kabul olması yanında Türk üniversitelerinde YKS gerek olmadan Yabancı Öğrenci Sınavı (YÖS) ile istenen üniversitelerin bölümlerine girilebilmektedir. Bu konuda güncel sınav ve şartlar takip edilmelidir.  Diğer taraftan sadece Türk vatandaşı ya da orijinal vatandaşlık Türk ise bu durumda yine international yurtdışı üniversitelere başvuru yapılabileceği gibi, YKS sınavına girerek Türk üniversitelerine de girebilme olanağı vardır.  Ancak bu durumda mevcut eğitime paralel ve ilave olarak daha farklı bir strateji ve buna bağlı çalışma programı oluşturulması önemlidir. IGCSE bölümleri YKS karşılıkları:
-ENG-MED= Sayısal
-Humanity = Eşit Ağırlık, olarak kabul edilmektedir.

YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı), Türkiye’de üniversiteye giriş için yapılan bir sınavdır. İki kademeli bir sınav olan YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) Temel Yeterlilik Testi (TYT), Alan Yeterlilik Testi (AYT) ve Yabancı Dil Testi (YDT) olmak üzere üç oturumdan oluşan sınavların toplamına verilen addır. Türkiye’de bir üniversiteye kayıt olmak istiyorsan ve önceki paragrafta bahsedilen YÖS kategorisinde değilsen bu sınavlara girmek durumundasın

2022 Yükseköğretim Kurumları Sınavından (YKS) itibaren ön lisans ve lisans programlarını tercihte 150 ve 180 olan TYT ve AYT baraj puanları uygulaması kaldırılmıştır. TYT sınav puanının hesaplanması için Temel Matematik Testi veya Türkçe Testinden 0,5 veya daha fazla ham puan almış olma şartı uygulanmaya devam etmektedir. TYT puanı olmayan veya TYT puanı hesaplanmayan adayların, AYT ve/veya YDT’ye girmiş olsalar da SAY, SÖZ, EA ve DİL puanları hesaplanmayacaktır. Bu konuda güncel ve detaylı bilgiler için https://www.osym.gov.tr/TR,15248/yks-yuksekogretim-kurumlari-sinavi.html incelenmesi önemlidir.


Strateji,Plan,Presipler, Hedef ve Çalışma Programı

Bu sınavda başarılı olmak için son bir yıl içinde kaç test çözmeniz gerektiği tamamen size ve çalışma alışkanlıklarınıza bağlıdır. Bununla birlikte, genel olarak düzenli ve etkili bir çalışma programı oluşturmanız ve bol miktarda pratik yapmanız önerilir. Ancak yine de önünüzde kalan ve  bu konuda ayırabileceğiniz zaman  ve kapasitenize göre günlük test adedi belirlemek hedef açısından faydalı olabilir.

Sınavı iyi bir şekilde geçebilmek için Business Dersinde aktarmaya çalıştığım SMART formülü her konuda olduğu gibi burada da uygulanacak bir strateji, prensip ya da hedef olarak kullanılabilir.

S-Specific: Hedeflerinizi Belirleyin. Önce hangi bölüm, disiplin, majör ve hangi üniversite, hangi şehir girmek istediğinizi belirleyin.

M-Measurable: Hedeflere ulaşmak için ne kadar puan almanız daha spesifik olarak YKS sınavında bu bölüme kabul edilen en son öğrencinin başarı sırasını ve yıllar içinde ki trendi araştırın ve çalışma programınızı buna göre düzenleyin. Örneğin 2019 yılına kadar çok aha yüksek puna ile girilebilen “Tıp” fakülteleri son dört yıldır aşağı bir tercih trendinde iken mühendisliklere rağbet artmaktadır. Bu konuda YKS Atlas’ta son 4 yılın, benim (dr Cengiz Yardibi) data dosyamda son 10 yılın verileri mevcuttur.

A-Achievable: Bu konuda referans olmak üzere ülke çapında daha önce girilen sınav sonuçları – özellikle LGS ve ÖZ-DEBİR sınavları- bilgi sağlayabilir. Buna göre popülasyon içindeki konumunuzu üç aşağı-beş yukarı belirlemek uygundur. Burada önünüzdeki fırsatlara, kendi çalışma hedefiniz, dayanıklılık ve sabrınıza göre hedefleri yukarı doğru yükseltebilirsiniz. Eğer örneğin LGS’ de yüzbinler derecesinde bir sırada yer almışsanız, ilk 1000’e gireceğim hedefi imkansız olmasa da erişimi güç olacaktır.

R-relevant: Burada da lisede seçtiğiniz bölüme uygun bir hedef belirlemek şarttır. Öncelikle istediğiniz ve yeteneğinizin olduğuna inandığınız bölümlere şu anda devam etmekte olduğunuz bölümden  girilip girilemediğini öğrenmeniz önemli. Örneğin yurt dışı değil de Türkiye’de bir üniversiteye gitme durumunuz oluşmuşsa ve yine diyelim bilgisayar mühendisliği hedefiniz varsa ve “Humanity” bölümünde iseniz doğal olarak “Engineering” bölüme geçiş olanağı araştırılmalıdır ya da tersi, hukuk okumak istiyorsanız “Humanity” bölümünden diploma almanız gereklidir.

T-Time Bound: En son fakat en kritik konuda zaman olacaktır. Düzenli ve disiplinli bir çalışma programı oluşturun. Sınav gününe kadar kalan süre, bu sürede tüm konuları kapsayacak Time-Bounded planlar gerekli olacaktır. Her gün belirli bir süre ayırarak çalışmalarınıza devam edin. Kendinizi motive etmek için hedefler belirleyin ve bu hedeflere ulaşmak için çalışmalarınızı sürdürün.

Çalışma teknik ve taktikleri:
Konu Çalışması: Sınavda çıkacak konuları belirleyin ve bu konular üzerinde detaylı çalışmalar yapın. Konuları anlayarak öğrenmeye önem verin. Mümkün olduğunca çok kaynak kullanarak farklı açılardan konuları ele alın.

Hangi bölüm için YKS girilecekse bu alanda sorulacak ders ve konulara çalışılmalıdır.

Bu konuda her bölüm için çarpanlar değişmektedir.  Tablo-1’de 2021 yılı YKS de kullanılan hesaplama tablosunda bu durum görülmektedir. Buradan eğer “Engineering” gibi sayısal puanla öğrenci kabul eden bir bölüm hedeflenmişse sadece Matematik-Fizik-Kimya ve Biyoloji çalışmak  gerekirken, hukuk, işletme gibi EA puanı ile girilen bölümler için Türkçe, tarih, coğrafya ve matematik dersleri çalışma planına alınmalıdır.
Tablo-1

Bundan sonra hedeflenen derslere göre hangi konuların çalışılması gerektiğinin belirlenmesi gerekmektedir.

Örneğin AYT matematik soruları yıllara göre dağılımları: Tablo-2

Soru Bankaları ve Çözümleri: Soru bankaları ve çözümleri kullanarak bol miktarda pratik yapın. Bu, sınavdaki soru tiplerini ve zorluk seviyelerini anlamanıza yardımcı olur.

Deneme Sınavları: YKS tarzında deneme sınavları çözün. Deneme sınavları, sınavın formatını ve süresini deneyimlemenizi sağlar. Ayrıca eksikliklerinizi belirleyerek üzerinde çalışmanızı sağlar.

Rehberlik: Eğer mümkünse bir rehberlik öğretmeninden veya bir eğitim uzmanından, bu konuları iyi bilen, destek alın. Onların yönlendirmeleri ve tavsiyeleri size fayda sağlayabilir.

Bazı okulların YKS yönelik yaz programları veya yıl içi çalışmaları olabilir. Araştırmak gerekir.

Test çözmek için kesin bir sayı vermek zordur, çünkü her öğrencinin çalışma hızı ve öğrenme düzeyi farklıdır. Önemli olan düzenli çalışmak, eksiklerinizi belirlemek ve sürekli olarak kendinizi geliştirmektir. Yeterli tekrar ve pratikle sınavda daha iyi bir performans sergileme şansınız artacaktır.

Hangi üniversite, hangi bölüm, tercih rehberi?

Önceki yıllar verisine bakarak puan, başarı sırası ile girebileceğim en üst sıradaki bölümleri mi sıralamalıyım tercih listemde? Yoksa, gelecekte yıldız olacak mesleklere yönelik bir seçme mi yapmam gerekir? Ya da mezun olur olmaz iş bulabileceğim bir meslek, evime yakın yaşadığım şehirde mi kalsam, yuvadan uçarak kendime olan güveni artıracak bir girişimde mi bulunsam, yurt dışında lisansüstü yapabileceğim bir dal mı seçsem? Ailem, annem-babamın istediği bir bölüme girmem de düşünülebilir. Vakıf mı, devlet mi? Onlarca, yüzlerce soru, hayata daha yeni başlayacak deneyimsiz gençler için.

Sadede gelirsek, bence en önemli kriterin sevebileceğimiz yani yatkın olduğumuz, olmak istediğimiz bir alana girmek başta olması mantıklı olacaktır. Bu konuda çevreden, aileden, arkadaşlardan pek çok itiraz ve olumsuz tepki gelecektir emin olun. Ancak pek çoklarının da hemen söyleyeceği gibi sevebileceğimiz bir işi yapmak iş olmaktan öte zevk olacağından üstüne üstlük bu sevgi bizim yeteneklerimize de uygun olacağından hayatta mutlu olma ve başarı şansını artıracaktır.

Öncelikle hangi bölüm? Yıllar içinde gelişen tercih trendine baktığımızda 2020 yılında en yüksek Sayısal Başarı Sırası (SAY-BS) olan adayların ilk 10 tercihleri arasında 6 tıp, 3 bilgisayar ve 1 elektronik mühendisliği var. Bu durum 2015 yılında 3 tıp, 3 elektronik, 2 bilgisayar ve 2 endüstri mühendisliği şeklinde imiş. 2012 lere gidildiğinde makine mühendisliği yer alıyor ilk 10’da. Daha da eskilere gidildiğinde Kimya Mühendisliği en çok istenen bölüm olmuş. Aynı durum EA tercihlerinde de geçerli Şimdilerde en yüksek puan alanlar hukuk fakültelerini tercih etmekte; 5 hukuk, 2 işletme, 1 ekonomi, 1 iktisat, 1 yönetim bilimleri. Halbuki 2012 yılında bu durum 2 hukuk, 2 psikoloji, 2 işletme, 2 uluslararası ilişkiler, 1 ekonomi, 1 iktisat olarak olarak gerçekleşmiş.

2022 YKS’de ise bilgisayar, yazılım ve yapay zeka bölümleri en çok tercih edilen bölümler oldu. Bu bölümlere benzer olan matematik, istatistik ve bilişim sistemleri gibi bölümler de tercihlerde en önde yer aldı. Tıp fakültesinin tercihlerde ilk sırada olma üstünlüğü azalmaya devam ediyor. Geçen yıl en son 22 bin 800 sıralama ile öğrenci alan tıp fakültelerinin bu yıl 30 bin sıralama ile öğrenci almış. Devlet üniversitelerine ait tıp fakülteleri dolarken ilk defa vakıf ve KKTC üniversitelerinde tıp fakültelerinde boşluklar oluşmuş.

Gelecek Yapay Zeka (AI) temelli uygulamalar, IoT, Robotik, Big Data, Veri Bilimi ve Analitik, Genetik vb yeni alanlar üzerine kurulacağı göz önüne alınarak seçim yapılmalıdır. Dünya Ekonomik Forumu – İşlerin Geleceği 2020 Raporuna göre 2025 yılında aranan ve pozisyon alınması gereken meslekler:

1.   Veri Analisti ve Veri Bilimci
2. Big Data Mühendis
3. Veri Güvenliği uzmanı
4. Yapay Zeka Uzmanı, chatGPT, Prompt Engineer
5. Yazılım ve Uygulama Geliştirme Uzmanı
6. IoT (Nesnelerin Interneti-Internet of Things) Uzmanı
7. Alternatif Enerji Uzmanı
8. 3D Üretim Mühendisi
9. Dijital Pazarlama ve Strateji Uzmanı
10. Risk Yönetimi Uzmanı, Aktüerya

Bu listeden çıkarılacak ana fikir herkesin yazılımcı, bilgisayar mühendisi olması gerekliliği değil. Aslında bu yönlendirme ülkelerin teknolojik seviyelerine göre farklı anlamlar taşıyor. Şöyle ki ABD, Çin, Kore, Japonya gibi yeni teknoloji ortaya koyan ülkelerde daha çok AR-GE mühendis, tasarımcı ihtiyacı ortaya çıkarken henüz gelişmekte olan ülkeler için daha çok kullanıcı seviyede veri analizci, yazılımcı gibi uygulama mühendis ve kullanıcılar aranacaktır.

Buna paralel olarak, bence, bizde puanı çok yüksek olan iyi üniversitelerin bilgisayar bölümlerine giremeyecek olanların matematik, istatistik gibi veri analiz yöntemlerine götürecek bölümlerde lisans eğitimi yaptıktan sonra ya da yaparken yazılım alanında uzmanlaşarak çok daha etkin meslek sahibi olabilirler. Bu konuda Dünya Ekonomik Forumu – İşlerin Geleceği 2020 Raporu orjinali olmazsa Türkçesi tercih öncesi okunmalıdır, diyorum.

“Türkiye’de çalışanların sadece yüzde 7’si işini seviyor”, “Türkiye’de çalışanların yüzde 63’ü, işyerine bağlı olmadığını söylüyor” şeklinde haberler sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu durum diğer ülkeler için de farklı oranlarda olmak üzere geçerli. Onsekiz yaşında hala bir fikri olmayanlar ya da etraftan, anne-babadan, öğretmeninden “sen şu olmalısın” önerisi almayanlar için internet üzerinde yetenekleri ve ilgi alanlarını ortaya çıkaran testler var. Daha profesyonel bir yaklaşım tercih edilirse bu işi yapan firmalar var.

Hangi üniversite? Bu da hedefe ve olanaklara bağlı. Hedef yurt dışı ise uluslararası listelerde üstte yer alan okullar tercih edilmeli. Tabi yaşanılan şehir, ekonomik olanaklar, istenen bölüm yer alma durumu ve diğer birçok etken var bu seçimde. Eğer üst sıralarda iseniz bölüm seçimi yanında üniversite de çok önemli. Çok istenen bir bölümü daha az bilinen bir okulda okumak yerine daha iyi bir okulun ikinci derece bir tercih edilen bir bölümünde bitirmek çok daha fayda sağlayabilir.

Tercih sıralamasında, bence Başarı Sırası (BS) ile en sonlarda girilebilecek bir bölüm yerine, daha ortalarda yer alabileceğiniz hatta başlarda olabilecek bir bölüm üniversite döneminde daha rahat etmenize, daha iyi notlarla mezun olmanıza vesile olabilecektir. Çok tercih edilen bir alanda “vasat” bir derece yerine daha az bilinen, tercih edilen bir alanda “en iyi” olmak daha iyi olacaktır.

Vakıf mı Devlet üniversite mi? Çok iyi devlet üniversiteleri yanında çok iyi vakıf üniversiteleri de var, ülkemizde her ne kadar uluslararası ilk 500 ya da ilk bine giren üniversite sayımız az olmasına karşın. Burada “çok iyi” sıfatı nereye gideceğine uluslararası derecelendirme kuruluşları yayınlarına, sıralamalarına bakılarak kolayca görülebilecektir. Tabi tam burslular haricinde bu konuda diğer bir önemli etken de ailenin mali-ekonomik durumu. ABD’de üniversite ile ilgili mâli konular genelde öğrencinin kendi adına aldığı ve daha sonra ödeyeceği kredi ile çözümlenirken bizde ailenin desteği önemli.

Uzun ve meşakkatli 12 senelik eğitim süreci, 135+180, 5 saati aşan bir sınav süreci ve belki birkaç saatte yapılabilecek bir tercih çalışması yaşamımızın geri kalanını etkileyecek bir sacayağı oluşturmaktadır. Bu nedenle çok daha fazla emek ve gayret sarf edilen ilk iki konu üzerine yapılabilecek yanlış ya da daha az etkin bir tercih ile marjinal fayda azalırken doğru yapılacak bir tercih ilk iki konunun faydasını katlayacaktır. Örneğin doğru analiz edilmeden yapılabilecek bir tercihle bir yere yerleşememe riski varken hiç şansı yokken çok daha yüksek bir BS gerektiren bir bölüme girme olasılığı vardır. Önceki yılların BS sına bakarak bir yıl önce BS 200.000 olan bir bölüme 2020 yılında kontenjanı “dolmadı” ibaresi yer almaktadır. Bunu anlamı bu yıl için tercih yapma hakkı BS 1.000.000  olan bir gencin bu bölümü yazmış olması halinde kazanma şansıdır.

Bu nedenlerle bu tercih dönemini en verimli bir şekilde değerlendirmek için önce kendimizi sonra üniversiteleri, bölümleri, müfredatlarını, öğretim görevlilerini, daha önceki yıllardaki tercihleri, gelecekle ilgili öngörü ve trendleri kriter olarak önümüze alıp tüm yaşamımızı etkileyecek tercih listemiz buna göre hazırlamanız gerekmektedir.

You’ve gotta get your ass up if you wanna stay healty…

Yeni Atabilge Sitesi 400×200 metre boyutlarında dikdörtgen şeklinde bir alanda ve 450 dairede yaklaşık 1000-1500 kişi yaşamaya çalışıyor.

Bizim blok ile içinde sürekli taş döşemekten başka faaliyet olmayan lokal denilen yer arası en fazla 400 metre. Diğer taraftan yine bizim blok ile kapalı garaj arası 200 metre civarında. Buna göre aynı yönde olan bu iki mevki arası doğrusal olduğunda basit bir matematikle garaj ile lokal arası 200 metre. Gözlemlediğim olay değerli bir arkadaşı evden garaj giderken gördüm. Bu arada ben de site etrafındaki parkurda dört dönüyorum. Biraz sonra bu arkadaşın arabası ile lokale geldiğini gördüm, koşarken aynı noktaya aynı anda gelmişiz demek ki. Yani evden çıkıp 200 metre yürüyüp garajda 1.5 ton arabasına binip geri yoldan 600 metre seyahat ile lokale gelmiş. Bu olaydaki fizik ve matematik dikkate değer.

Okulumda öğretmenler odasında tüm öğretmenlerin derslere gidiş-geliş hariç sürekli oturduklarını görüyorum. Bunların çoğu yabancı fakat bize benzer kültürlerin insanları. Arada bir giriyorum buraya. Benim koştuğumu biliyorlar ya, biz vakit bulamıyoruz, sabah 8 akşam 5, ancak saat yedide evde oluyoruz vb standart geyikler. Diyorum ki gençler sürekli burada oturacağınıza 15 dakikada hadi yarım saat diyelim bir kalkıp koridorda 50 metre yürüseniz hatta buna alt kat koridor turunu da ekleyip diğer bir 50 metre hatta okulun orta kısmına gidip gelerek 400 metre bir parkur yürüseniz ve bunu 10 kez tekrarlarsanız 4K eder. Eee….iki gün hafta sonunda da biraz …..nızı kaldırsanız, toplamda epey bir kalori yakarsınız diyorum, fizik ve matematik öğretmenleri garip garip bakıyor ve içlerinden tahminim “He he” diyorlar.

Dün, araba lastikleri değiştirmede beklerken genç bir çocukla muhabbete başlıyoruz. Kilo veremediğinden yakınıyor; yaklaşık 95-99 kilo olduğunu anlıyorum, üçlü rakamlara çıkmamaya çalışıyorum demesinden; 30 yaşlarında. Biraz spor yapsan diyorum. Hanım da öyle söylüyor da vakit yok diyor, oturmalı bir işte çalışıyormuş, Sefer, arabayla işe gelip gidiyormuş. Yürüyerek git-gel diyorum, ev çok uzak diyor. O zaman iş yerine beş kilometre bir yerde arabayı bırak, nasılda bahar geldi havalar güzel diyorum. Beş çok diyor, tamam 2-3 kilometre mesafede bir yerde bırakırsın diyorum. Razı olmuş gibi görünüyor, ayıp olmasın diye. Umarım dener?

Her ortamda, her yaştan, gruptan insanlarla muhabbette benzer durumlar yaşanıyor. Ondan sonra neden kilo alıyoruz vb.

Come on, You’ve gotta get your ass up!

which professions for year 2030 and beyond will be stars which ones disappears

I asked openAI chatGPT 3.0 the question above and what I got is below:

It’s difficult to predict with certainty which professions will become “stars” or which ones will disappear by 2030 and beyond, as there are many factors that can influence the job market, including technological advancements, economic trends, and societal changes. However, based on current trends and projections, here are a few potential examples:

Professions that may become stars:

  1. Data analysts and scientists: As the amount of data generated by businesses and individuals continues to grow, the demand for professionals who can analyze and interpret that data is likely to increase.
  2. Software developers and engineers: As technology continues to evolve and more industries rely on software, the demand for skilled developers and engineers is likely to grow.
  3. Healthcare professionals: With an aging population and the ongoing need for healthcare services, healthcare professionals such as doctors, nurses, and allied health professionals are likely to remain in demand.
  4. Renewable energy professionals: As the world continues to shift toward renewable energy sources, professions in this industry, such as solar and wind technicians, are likely to see growth.

Professions that may disappear:

  1. Assembly line workers: As automation and robotics continue to advance, the need for human workers on assembly lines may decrease.
  2. Customer service representatives: With the rise of chatbots and other automated customer service tools, the need for human representatives may decrease.
  3. Retail cashiers: With the increasing popularity of online shopping and self-checkout systems, the need for human cashiers may decrease.
  4. Travel agents: With the rise of online booking platforms, the need for human travel agents may decrease.

It’s worth noting that while some professions may decline, new opportunities may also arise in other fields, so it’s important for individuals to stay adaptable and continue learning new skills throughout their careers.

10000….

Mutluluk nedir?” diye soruluyor bir Cem Yılmaz parodisinde, Hindistan’dan gelen ve kişi başı 400 Euro alan guru cevap veriyor
-Mutluluk içimizde

Mutluluk sözlük anlamı olarak; bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu, bir istek ya da özlem, yerine geldiğinde duyumsanan sevinç olarak tanımlanır

Felsefik açıdan Aristoteles’e göre ise mutluluk ile erdem aynı anlama gelen iki kavramdır. Mutluluğu ”iyi yaşamak” ilkesi üzerinden tanımlayan Aristoteles’e göre, kişi ancak erdemli bir yaşam sürerse tam anlamıyla mutlu olabilir. Nihilist filozoflar ise mutluluğu uyku hali olarak tanımlanmıştır.

Bu kadar büyük laflardan sonra “mutluluk yürüyebilmektir, mutluluk sol ayak baş parmağını oynatabilmektir, mutluluk işaret parmağını kaldırabilmektir” desem mutlaka bana gülerdiniz.

Dünya Sağlık Gününde, 7 Nisan, Ankara International Gökkuşağı Kolejinde yapılan bir etkinlikte Aysel Öğretmen tarafından gösterilen 2 Ekim 2016’da Zonguldak-İstanbul Karayolu’nun Ereğli kesiminde çukura giren motosikletinin devrilmesi sonucu ağır yaralanan Emrah Başoğlu’nun- koşucu, motorcu [1] – olaya ve bu olay üzerine yaşadıkları, duyguları ve sağlığın önemini vurgulayan videosundaki[2] olgular çok etkileyici idi. Ancak bu olayın sunulduğu ve yararlanmaları istenen lise ve ortaokul öğrenciler, doğal olarak, işi gırgıra aldı, belki de dinlemediler bile. Ne de olsa “El elin eşeğini türkü söyleyerek ararmış.” Gerçi yetişkinler bile sadece ekranda gösterilen bu tip olaylardan çok az çıkarım yapabilmekteler. “Bir musibet bin nasihatten evladır” sözü çok gerçekçi ve ironik, çünkü kötü bir duruma maruz kalmamak için ille de başa bir bela gelmesinin beklenmesi “homo sapien sapiense” mahsus olsa gerek.

Bu arada haberde adı geçen ve omurilik felçlilerin yararına her yıl yapılan “Wings for Life World Run” koşusuna katılmak için sitesine girdiğimde maalesef “Yerel Makamların” izin vermemesi üzerine bu koşunun Türkiye ayağının bu yıl gerçekleşmeyeceğini üzülerek öğrendim. Umarım 2023’e mahsus olur sadece.

Konumuza dönersek, Emrah’ın sunumundan bazı alıntılar:”Ne olur Allah’ım, artık bir daha hiçbir şey hakkında şikayet etmeyeceğim. Hayatımın her anın değerini bileceğim, ama yeter ki bana bacaklarımı geri ver. Kendime geldiğim zaman ilk yaptığım şey, bacaklarımı hareket ettirmeye çalışmak oldu. Yapamadım. Daha sonradan öğrendim, kaza sırasında omurgam T5 bölgesinden kötü şekilde kırılmıştı ve omuriliğim zedelenmişti. Bu yüzden felç kalmıştım. Bu arada yoğun bakımda yatan başka bir omurilik felç hastası ile tanışırlar. Sadece boşluğa doğru anlamsız şekilde ve somurtarak bakıyordu Volkan abi. Peki neden benim için bu kadar önemliydi onunla tanışmak? Lütfen herkes işaret parmağını hareket ettirebilir mi? Belki de hayatımız boyunca milyonlarca kez bu hareketi yapıyoruz. Bizim için ne kadar sıradan, ne kadar önemsiz bir hareket değil mi? İşte bizim için bu kadar sıradan ve önemsiz olan hareket, Volkan ağbi ve Nuran abla (Volkan eşi) için tek bir şey ifade ediyordu: Umut.”

Devam ediyor Emrah: “Bir gün fizyoterapistimle yine seansım sırasında çalışırken birden yan odada haykırma, bağırış sesleri duyduk. Dehşete düştük, ne olduğunu anlamadık. Fizyoterapistim koşarak oraya gitti, ben de tekerlekli sandalyeme transfer ettim kendimi ve peşinden gittim. O anda yan odada gördüğüm manzarayı hayatım boyunca unutmayacağım. Nuran abla Volkan abiye sarılmıştı ve ağlıyorlardı, ama mutluluktan ağlıyorlardı; çünkü Volkan abinin çalışması sırasında tek parmağı hareket etmeye başlamıştı.

O an bir şey fark ettim. Hayatımız boyunca dayanılmaz acılar, kötü tecrübeler yaşıyoruz; ama önemli olan şey başımıza neyin geldiği değil, önemli olan şey bizim başımıza gelen şeye nasıl tepki verdiğimiz, iyi ya da kötü, ne yaşarsak yaşayalım olaylara karşı verdiğimiz tepkiler.”

Benzeri, fakat çok daha hafifi, başımdan geçtiği için Emrah anlatırken çok daha dikkatle ve hislenerek izledim. Tam olarak nedeninin bilmediğim bir olay sonucu bir anda sol bacağımı hareket ettiremedim acı ile birlikte. Üç ay yatmak durumunda kaldım. Maratonlar, ultralar koşarken bir anda duvara toslamak çok da iyi bir yaşam deneyimi olmasa gerek. Bu istirahat sırasında birden sol baş parmağa kumanda edemediğimi fark ettim. İstediğim kadar beyin gücü kullanayım, yok başparmak bana mısın demiyor ve yine sol ayak topuk üzerine basılı kalamıyorum. Doktora gitmedim, kesin bel fıtık ameliyat diyecekler diye. Çünkü etrafımda çok fazla bel fıtığı ameliyatı geçiren ve ameliyattan sonra bir türlü belini doğrultamayan bir çok tip görüyorum.

Ne yaptım: İnternet. O zamanlar daha ChatGPT filan yok. Ancak sağ olsun Google: “L5 radiculopathy specifically is a common cause of foot drop and numbness on toes”. Yani diyor ki L5 omurunda sinire baskı topuk düşmesi ve başparmak kontrolsüzlüğü nedeni. Yine internetten patlak L5 diskin vücut tarafından düzeltme olasılığı fazla, fakat aylar ve birkaç yıl gerekiyor eski duruma dönebilmesi için, tabi kişisine bağlı. Neyse 3-4 ay ara verdikten sonra tekrar ilk koşuma, fakat ağırdan, başlayabildim. Tam sekiz ay sonra da limitsiz koşabilme seviyesine ulaştım.

Şimdilerde her uzanıp oturduğumda sol başparmağımı oynatmak adetim oluştu. Emrah’ın işaret ettiği gibi “ayak başparmağını oynatabilmenin” bile ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamış oldum, bir de topuk üzerinde yürüyebilmenin, “drop foot” olmamanın.

Siz de deneyip bir bakın bakalım sağ-sol fark etmez ayak başparmağınızı oynatabiliyor musunuz, bir de topuklarınız üzerinde ne kadar yürüyebiliyorsunuz.

Bu arada yazının başlığını merak edenler için, 10000… sıfırlar işimiz, varlıklar, güç, şöhret, gençlik-güzellik vb…. baştaki “1” ise sağlığımızı ifade eden çok klasik ama gerçek bir alıntı.


[1] 2 Ekim 2016’da Zonguldak-İstanbul Karayolu’nun Ereğli kesiminde çukura giren motosikletinin devrilmesi sonucu ağır yaralanan Başoğlu’nun omuriliğinde 2 kırık saptandı. Ameliyattan sonra doktorların tekrar yürüyebilmesi için yalnızca yüzde 5 ihtimal verdiği Başoğlu 3.5 aylık fizik tedavinin ardından yürümeye başladı ve geçtiğimiz yıl İzmir’de gerçekleştirilen Wings for Life World Run’da koştu.

[2]https://www.ted.com/talks/emrah_baki_basoglu_omurilik_felcinin_bana_ogrettikleri

Choosing a Major

Choosing a major can be a difficult decision, but there are steps you can take to help make the process easier. The reality is that many students change their majors. According to a 2020 “BestColleges study”, 3 in 5 college grads would change their majors if they could go back.

Gallup, in its recently released State of the Global Workplace: 2022 report, found that, along with dissatisfaction, workers are experiencing staggering rates of both disengagement and unhappiness. Sixty percent of people reported being emotionally detached at work and 19% as being miserable. Only 33% reported feeling engaged ­­— and that is even lower than 2020[1].

Before you commit to a major, you should consider several factors, including the program cost, your salary expectations, and the employment rates in that field of study. In addition, you should think about your personality, your academic and professional goals, and your interests.

Choosing a major represents a significant step in the college process, and it shouldn’t be taken lightly. Here are the factors to consider before choosing a major.

  • What Are Your Biggest Priorities, your objects?

You may pursue certain majors primarily based upon salary potential and job demand; or what you’re passionate about or highly skilled in.

Use SMART formula to set an objective that we have learned in Business Class. What was SMART? Objective should be Specific-Measurable-Achievable-Relevant-Time Bound.

  • “What Are You Interested” in and “What Are You Good At”?

Studies have found that students tend to perform better in school when they can focus on their interests. Unfortunately, it’s not always easy for people to identify their interests.

Take personality and career assessments: Consider taking personality and career assessments to help identify your strengths and interests. These assessments can provide valuable insights into your personality traits and how they relate to different career paths. To get help with this, consider taking a personality quiz. For example, https://www.intelligent.com/best-free-career-tests-and-quizzes/    offers variety “The Best Free Career Tests And Personality Assessments” websites that you can test yourself finding advices closely align with your personality and interests.

You can also explore potential areas of study and career paths by joining student clubs, volunteering, working a part-time job on campus, managing a side hustle, or completing an internship.

Understanding your natural skills and talents can go a long way in helping you make an informed and confident decision when choosing a major.

It may be your parents’ dream for you to be an artist, but what if you skew more toward business or science? Or they may not like the branch you dream about. Just because someone else has a degree path in mind doesn’t mean it’s right for you.

One way to determine which academic fields best suit you is to take a close look at your high school grades and your ACT or SAT scores, teacher evaluations system in our school.  Doing this can highlight your strengths in specific academic areas.

We all have strengths. A personal SWOT analysis helps you identify your strengths and make the most of them by aligning them with available opportunities. We all have weaknesses too. Identifying and managing those weaknesses allows you to avoid the potential threats that arise from those weaknesses. A personal SWOT makes the processes simple, visual and actionable and we will show you how to create your own one [2].

You can find zillions of forms and online assessment based on simple questionary on web.

Identify your interests: Think about what you enjoy doing and what you are passionate about. Consider the subjects you enjoyed the most in high school or the activities you find most engaging. These interests can help guide you towards a major that aligns with your passions.

  • What Are the Highest-Paying Fields?

When considering which major to pursue, determine how important salary and salary potential weigh into your decision-making process. If you’re motivated by high earnings, pursuing a degree in a STEM-related field may appeal to you.

That said, some students care more about the importance of their work than the salary offered; they don’t want a job just for the money. Popular non-STEM majors include human services, education, and visual or performing arts.

Lots of statistics on web provides a regularly updated list of positions offering the highest salaries.

On Career sites, Indeed, Monster, Glassdoor,  FlexJobs, Ladder, Wellfound, LinkedIn, Getwork, Snagajob etc you can find job ads and salaries like in figure.

Psychiatrists rank high on this list, as do other healthcare professionals like oral and maxillofacial surgeons, obstetricians and gynecologists, and general internal medicine physicians.

If you want a job outside health and medicine, positions with high salaries include chief executive, physicist, computer and information systems manager, and architectural and engineering manager.

In social science you can look at https://www.indeed.com/career-advice/finding-a-job/highest-paying-sociology-degree-jobs for 16 Highest Paying Sociology Degree Jobs (Plus Duties and Salaries)

  • Job opportunity on the field you will choose at the country you plan to work after graduation or rest of your life

One of the most important decisions a person has to take is finding a good job and a professional environment. A long time ago people used to work for one employer their entire life and usually it used to be where they were born.

Nowadays technology and the modern way of life give the opportunity to have much more options to choose from. More liberal Legislations and democracy give a lot to people who want to have the career and professional development they want in the country they want to live and have a happy life.

Jobs with wide career opportunities in Türkiye for now, include engineering, programming, information technology, sales and management on the other hand for social sciences graduates it is very hard to find a satisfactory job unless graduated from a few very high ranked universities.

Another questions must be considered: What jobs or job fields will become obsolete by the 2030s, 2040s, 2050s?

  • How Rigorous Will the Coursework Be?

Some majors may feel harder than others due to factors like the heaviness of homework loads, course expectations, and the frequency of exams. Classes in your major will make up a significant portion of your college course load. Before you declare a major, make sure you understand how rigorous your weekly workload will be.

Indiana University Bloomington’s 2016 National Survey of Student Engagement determined the most difficult majors based on the average time students spent per week preparing for classes. The hardest majors included architecture, chemical engineering, and aeronautical engineering.

Easier majors, which typically required less prep time, included fields like criminal justice, communication, and public relations.

  • What Does Your Academic Advisor Say?

Speak with a career counsellor if you have any.  Schedule an appointment with a career counselor to discuss your interests, skills, and goals. They can help guide you towards majors that align with your interests and provide resources to help you evaluate your talent.

Whoever you have a chance to chat might be your teachers, admin staff that keep your records and comments made by teachers, would be an important step to take when deciding on a major. The crucial point is to find someone that has enough experiences, knowledge about academia and workplace, all around the world. vision for the future trend, has enough knowledge on latest technological development, has information about the countries you want to go.

  • Where you are coming from and where you want to go?

These points should be valid for every country, but it is important to find additional information and advises on a specific country where you want to continue for your major.

  • Cost and affordability?

Especially today the cost for attending a university abroad might be very costly. In use unless you grant scholarship, university tuitions are high, especially those famous and private ones. In Europe this might be lot cheaper. But in both cases, you have to take the living cost into the consideration.

Overall, the key to choosing a major is to identify your interests, research career options, consider your strengths, take assessments, and seek guidance from a career counselor. By taking these steps, you can make an informed decision and select a major that will set you up for success in the technological field.

Confucius probably has the best longstanding quote about “do what you love.” His words, “Choose a job you love, and you will never have to work a day in your life,” have been repeated throughout history.

“CHOOSE A JOB YOU LOVE, AND YOU WILL NEVER WORK A DAY IN YOUR LIFE.”


[1] https://www.gallup.com/workplace/349484/state-of-the-global-workplace.aspx?utm_source=google&utm_medium=cpc&utm_campaign=gallup_access_branded&utm_term=&gclid=Cj0KCQjw54iXBhCXARIsADWpsG-dvSXXa2CHuDpQAysF3ES20y1fYBEQb3EycTtImjIUtnsDfi7I5lYaAsPtEALw_wcB

[2] A personal SWOT analysis is a tried and tested method of evaluating one’s strengths and weaknesses. SWOT stands for strengths, weaknesses, opportunities, and threats. The purpose of a SWOT analysis is not just to list down these things, but to also expand upon them to improve your personal and career growth.

Egzersiz bağırsak bakterileri için neden iyidir -Çeviri

By Roberta Angheleanu-26th August 2022
BBC Future
https://www.bbc.com/future/article/20220825-how-exercise-can-give-your-gut-microbes-a-boost

İçimizde oluşan zengin mikrobiyota egzersizin sağlığımızı geliştirmesinde daha önce  sanılandan çok daha büyük bir rol oynamakta olabilir.

Bağırsaklarımız hayatla dolu. Gastrointestinal sistemimizde yer ve yiyecek için yaklaşık 100 trilyon bakteri, virüs, mantar ve arkea ve protozoa gibi diğer tek hücreli organizmalar mücadele etmektedir. Rolleri, yediklerimiz yemeklerdeki lifli besinleri fermente etmekten vitamin sentezlemeye ve yağ metabolizmamızı düzenlemeye kadar değişir. Ayrıca, bağışıklık sistemimizle etkileşime girerek, bağırsaklarımızdaki ve vücudumuzun başka yerlerindeki iltihaplanma düzeyini etkileyen istenmeyen istilacılardan korunmamıza yardımcı olurlar.

Obezite, kardiyometabolik hastalıklar ve otoimmün rahatsızlıklardan muzdarip hastalarda bu bağırsak sakinlerinin daha az çeşitliliği görülmüştür. Bazı hastalıklar, bağırsaklarımızdaki çok fazla veya çok az belirli bakteri türüyle ilişkilendirilmiştir. Sağlıklı yetişkinlerin bağırsaklarında en bol bulunan bakterilerden biri olan Faecalibacterium prausnitzii adlı çubuk şeklindeki bakterinin normalden düşük seviyeleri, enflamatuar hastalıklarla ilişkilendirilmiştir.

Genlerimiz, aldığımız ilaç türleri, maruz kaldığımız stres, sigara içip içmediğimiz ve yediklerimiz dahil olmak üzere çok sayıda faktör, bağırsaklarımızdaki mikroorganizmaların dengesini değiştirmede rol oynyabilir. Bu iç topluluğun yapısı aslında oldukça dinamiktir.

Ancak sadece basit yaşam tarzı seçimlerimiz bağırsak mikroplarımızı değiştirebilmesi, onların daha sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olacak seçimler yapabilmemzie olanak tanırlar.  Haftada 30’dan fazla farklı bitkisel besinden oluşacak çeşitli bir diyet bu konuda yardımcı olabilir. İyi bir gece uykusu ve daha düşük stres seviyeleri de faydalı olabilir. Şaşırtıcı bir şekilde, doğada zaman geçirmenin de olumlu bir etkisi olabilir.

Bununla birlikte, egzersizin bağırsak bakterilerimizi de etkileyebilmesi belki de daha şaşırtıcıdır. Egzersizin fiziksel ve zihinsel sağlığımız için ne kadar yararlı olduğunu hepimiz bilsek de, iş dönüşü bir  yürüyüş aynı zamanda bağırsak mikroplarımızı formda tutmak için ihtiyacımız olan şey olabilir mi?

Urbana-Champaign’deki Illinois Üniversitesi’nde kinesiyoloji ve toplum sağlığı profesörü olan ve insan vücudu üzerinde egzersizün etkilerini inceleyen Jeffrey Woods, “Egzersiz, kısa zincirli yağ asitleri (SCFA’lar) üreten bakteri topluluklarını artırarak bağırsak mikroplarımızı etkiliyor gibi görünüyor” diyor.

Illionis Üniversitesi’nde egzersiz fizyolojisi profesörü olan ve Woods ile birlikte çalışan Jacob Allen, “Kısa zincirli yağ asitleri, esas olarak mikroplar tarafından üretilen ve metabolizmamızı, bağışıklığımızı ve diğer fizyolojik süreçlerimizi değiştirdiği gösterilen bir tür yağ asididir” diye ekliyor

Bağırsaklarımızda yaşayan bakterilerin dengesi iltihaplanma, bağırsak hastalığı ve bağışıklık sistemimiz yoluyla sağlığımız üzerinde önemli etkilere sahip olabilir (Manjurul Haque/Alamy).

Son 10 yılda, hem hayvanlara hem de insanları inceleyen araştırmalar, egzersiz ile bağırsak mikrobiyal topluluğundaki değişiklikler arasındaki bu bağlantının ne kadar güçlü olduğunu ortaya çıkarmaya yardımcı oldu. Daha da önemlisi, aslında bize nasıl fayda sağlayabileceğine ışık tuttu.

İlk ipuçlarından bazıları hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda ortaya çıkarıldı. Örneğin, gönüllü olarak tekerlek üzerinde koşmalarına izin verilen farelerde, Turicibacter adı verilen belirli bir bakterinin önemli ölçüde daha düşük sayılarda olduğu ortaya çıkarıldı. Çalışmayı yöneten Woods ve Allen, bu bakterilerin varlığının bağırsak hastalığı riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu söylüyor. Yerleşik olan veya koşmaya teşvik etmek için hafifçe dürtülen fareler, bu bakterilerin çok daha fazlasına sahipti. (Fareleri koşmaya zorlamanın, hayvanlarda egzersizin faydalarını ortadan kaldırabilecek kronik strese neden olduğu düşünülmektedir.)

Sıçanlardaki bağırsak mikropları da tekerlek üzerinde gönüllü olarak koşmaktan dolayı fayda sağlıyor gibi görünüyor. Araştırmacılar, egzersizin aynı zamanda, lifin fermantasyonu yoluyla bağırsaktaki bakteriler tarafından üretilen ve sayısız sağlık yararıyla bağlantılı olan butirat adı verilen belirli bir kısa zincirli yağ asidinin daha yüksek seviyelerine yol açtığını bulmuşlardır. Butiratın kendisi vücutta bir dizi rol oynar – bağırsak hücrelerimiz için birincil yakıttır, bağırsak bariyer fonksiyonunu kontrol etmeye yardımcı olur ve bağırsaklarımızdaki iltihabı ve bağışıklık hücrelerini düzenler.

Bağırsak mikrobu Faecalibacterium prausnitzii, bütirat üretiminden sorumlu ana bakterilerden biri olarak kabul edilir. Butirat üreten bakteriler, hem farelerde hem de insanlarda metabolizma üzerinde yararlı etkilerle ilişkilendirilmiştir. Özellikle, Faecalibacterium Prausnitzii’nin sayısındaki azalma, enflamatuar barsak hastalıklarıyla ilişkilendirilmiştir ve bunun varlığı, anti-enflamatuar etkiler için gereklidir. Son zamanlarda yapılan bir dizi hayvan çalışması, egzersizin farelerin bağırsaklarındaki bu bakterinin bolluğunu artırabileceğini göstermiştir.

2018’de ABD’deki araştırmacılar, bağırsak mikroplarını egzersiz yaptırılan farelerden mikropsuz farelere naklettiklerinde, mikropları alan farelerin bağırsaklarındaki iltihaplanma miktarını azaltabileceğini de keşfetmişlerdir.

Sporcular sedanter insanlara kıyasla bağırsak mikrobiyal çeşitliliğini artırma eğilimindedir. Ancak hayvanlar üzerinde yapılan bu çalışmalar, egzersizin bağırsak mikroplarının dengesini nasıl daha iyi hale getirebileceğine dair bazı ipuçları sağlasa da biz fare değiliz. Peki insan araştırmaları bize ne söylüyor?

Koşu, bisiklete binme ve direnç eğitimi gibi orta ila şiddetli egzersiz yapmanın bağırsaklardaki bakteri çeşitliliğini potansiyel olarak artırabileceğini gösteren araştırmalar hiç de az değildir. Bu durum, daha iyi fiziksel ve zihinsel sağlığa sahip olmakla ilişkilendirilmiştir.Toplam sekiz haftada 18-32 dakika gibi kısa bir süre için aerobik egzersizler yapmak, haftada üç kez direnç antrenmanı ile birleştirildiğinde fark yaratabilir.

Sporcular ayrıca sedanter insanlara kıyasla daha fazla bağırsak mikrobiyal çeşitliliğine sahip olma eğilimindedir, ancak bunun bir kısmı özel diyetlerden kaynaklanıyor olabilir. Ancak bir dizi çalışma, egzersiz ve diyet kombinasyonunun, aktif kadınlarda Faecalibacterium prausnitzii sayısını ve bütirat üretimini artırabildiğini ve genellikle bağırsak işlevinin iyileştiğini göstermiştir.

Woods, “Bazı çalışmalar, hepsi olmasa da, egzersizin Faecalibacterium’u artırdığını gösterdi” diyor. Bu tür bakterilerin düşük seviyelerine sahip kişilerin, enflamatuar barsak hastalığı, obezite ve depresyondan muzdarip olma riski daha yüksek gibi görünüyor, diye ekliyor.

Woods ve Allen tarafından yapılan araştırmalar, spor salonunda koşu bandında 30-60 dakikalık bir egzersizin bağırsakta Faecalibacterium gibi bütirat üreten bakteriler üzerinde büyük bir etkiye sahip olabileceğini vurguladı. Çeşitli vücut kitle indekslerine (VKİ) sahip 20 kadın ve 12 erkek üzerinde yapılan bir çalışmada Woods ve meslektaşları, altı hafta boyunca aerobik egzersiz yapmanın daha önce hareketsiz olan yetişkinlerde bağırsak mikroplarını değiştirip değiştiremeyeceğini belirlemek için yola çıktı. Katılımcılardan, bir koşu bandında koşarak veya 30-60 dakika bisiklete binerek haftada üç kez orta ila şiddetli yoğunlukta aerobik egzersiz seansı yapmalarını istediler. Diyetin bağırsak mikropları üzerinde neden olduğu değişiklikleri sınırlamak için her toplamadan önce diyetlerinin tutarlı kalmasını sağlamak için üç günlük diyet kontrolleriyle çalışma boyunca dışkı ve kan örnekleri toplandı.

Haftada üç kez 30-60 dakika koşu bandında koşmanın bağırsakta bütirat üreten bakterileri artırdığı bulundu (Hussein Faleh/AFP/Getty Images)

Araştırma bulguları “bütirat üreticilerinin” vücut kitle indeksinden bağımsız olarak egzersiz ile önemli miktarda arttığını gösterdi. Mikrop topluluğundaki değişim yanında yalın partiküller dışkı örneklerinde bütirat gibi kısa zincirli yağ asitlerinde bir artış gösterdi. İlginç bir şekilde, araştırmacılar, araştırmaya katılanların takip eden altı hafta boyunca hareketsiz yaşam tarzlarına döndüklerinde, katılımcının bağırsak mikroplarının ilk durumlarına geri döndüğünü gördüler. Egzersiz, bağırsaklarımızdaki mikrobial topluluğun sağlığını iyileştirebilse de, bu değişikliklerin hem geçici hem de geri dönüşümlü olduğunu öne sürüyor.

Bu yazı sonrası yine BBC Future yayınlanan yazı da konuyu iyice önemli hale getiriyor.
How gut bacteria are controlling your brain
How gut bacteria are controlling your brain – BBC Future
Bu yeni yazıda, yukarıda aktarılan microbiatanın vücut foknsiyonları etkisine ilave olarak, araştırmacılar, bağırsak mikrobiyotasının düşüncelerimizi ve davranışlarımızı da şekillendirmede rol oynayabileceğini ortaya çıkarmaya başlamışlar. Linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

alla turca

Alla Turca: Etymology: Italian, in the Turkish manner,
First Known Use: circa 1811, in the meaning defined above.

Last month a lady whom I have seen first time asked me to fill out a paper at my workplace. When I looked at it, I saw an exam paper with questions about the “Work Safety or Occupational Health and Safety” and I have been asked to sign another paper as if I had this education and passed. Pursuant to Article 16 of Law No. 6331, employers are obliged to inform employees on the health and safety risks of the workplace, the protective measures to be taken against such risks, the rights and obligations of employees under Law No. 6331 and the persons in charge of first aid, extraordinary circumstances, disasters, firefighting and evacuation procedures. Article 17 of Law No. 6331 provides that employers shall arrange educational training on occupational health and safety related matters. Such training shall be repeated to the extent new risks and circumstances arise in the workplace. What was performed in mode “alla turca” instead was just signing a paper to be presented to the authorities, in case and sham exam.

I play oud, like to join choirs and participated a few performance, but not anymore. Why? Because the performance was “alla turca”. How? You in a choir get together to practice for a concert be planned in future. At my first experience I could not understand why we, instrument players, were not forced to play very good. We were just playing with singers but nobody chief, or  choirmaster, whatever you call it, at our choir interested whether we were playing good or bad. When the performance time I understood why? Because the organizer hires the professional instrument players and put the microphones only in front of their instruments and we were there as mannequin (konu mankeni). Later I have learned that in all of this types of choirs this was the way, name “Türk sanat müziği amatör korosu konseri” but players or music by only professional paid musicians, always “alla turca”.

December 25, I run Grand Atatürk Race organized by TAF. There was a mess at the beginning till at the end. When we finish the race there was a crowd of layabout but no authorized one to show where the bus where we were changing clothes. We had to wander around for a long time to find the bus by ourselves and some got sick because of freezing weather. Events from start even very late registration and status(written document explaining the routes, rules) were very “alla turca-mış gibi.”

When I travel intercity I saw lots of water fountain around the roads that I drive, but most of them has no water, running, either broken or plugged, destroyed, with lots of garbage, plastics, wet wipes around.

Universities, most of them look like they provide higher level education, but do they? When I was teaching a course at one university in English, assuming that every student can follow English lecture, because they were either passed the level exam or attended one year only English Language education. They were supposed to learn English. But in reality they even cannot differentiate the language. I put a slide at the first class in Italian just to be able to understand the language level of the class so that I can give my lecture in English, no body could understand whether the text laying in front of them in English or not.

We call it in Turkish “-mış gibi yapmak”, in english “pretend”. So pretending about everything is a very normal beyond a way of doing everything here.
Pretending doing science, -bilim yapmış gibi…
Pretending doing sport, spor yapmış gibi…
Pretending doing music, müzik yapmış gibi…

Koşu ve Ağız Sağlığı

“Koşu ve ağız sağlığı” ile ilgili arama yaptığınızda, koşucuların daha yüksek diş erozyonu ve çürük riskine maruz kalıp kalmayacağı epey araştırılmış gibi görülmektedir. Ama biraz ayrıntıya indiğinizde, birçoğunun birkaç çalışmaya dayalı birbirinden “copy-paste” usulü internete koyulmuş olduğunu görebilirsiniz. Aslında bu yazılar, dayanıklılık sporcuları, ultra-maratoncular, triatletlerin antrenman sırasında ağız pH’ını referans seviyesinin altına düşmesine neden olan spor içecekleri, jeller ve barlar dahil olmak üzere dişler için zararlı olan daha asidik ortama neden olacak yüksek karbonhidrat tüketimi üzerine yapılan araştırmalardır.

“Too much of anything is bad, but too much good whiskey is barely enough.” Mark Twain.
100, 200 mil koşan dayanıklılık koşucularını veya haftada 200K antrenman yapan sporcuları eleştirmek istemesem de bu deyiş çoğu durumda geçerli olabilir, “too much good running” ancak yeterli denebilir.

Ama bizim durumumuzu ele alırsak, birisi söylesin, Allah aşkına, kaç kişi gerçekten koşuyor bu ülkede. Koskoca İstanbul Maratonuna katılım sayısı üçbini zor aşıyor, bunun da yarısı yabancı. Ultra-Maraton ve triatlon koşanların sayısı iki elin parmakları kadar, bu ülkede.

Erciyes sky Trail Ultra bitiren sadece 23 kişi idik. Geri kalan 84 milyon 997 bin kişiden kaç kişi haftalık 100K bırakalım 10-30-40K koşuyor. Zaten yürüyüş yapan ve günde onbin adım atım mitini zorlayan kişiler tamamen bu yukarıda belirtilen olumsuz etkilerin dışında teknik olarak, mesafe olarak, güçlük derecesi olarak dişlere zarar olabilecek açıdan. Normal koşucu ya da sporcu sağlıklı yaşam ve sağlıklı yaşlanma, ayakta bitirme yaşamı, Erdoğan Amcamız gibi, amaçlarıyla yaparsak

sağlığımıza zarar verebilecek o antrenman ve yarış seviyelerinin yanından bile geçemeyiz.

Düzenli spor yapanlar için, dikkatli olmamız ve ne yaptığımızı bilmemiz önemlidir, böylece zararlı yan etkiler olmadan faydalar elde ederiz. Ağız içini mümkün olduğunca nemli tutmamız, , sık sık suyla durulamanız ve sonrasında da bol su içmeniz önemlidir. Enerji veya spor içecekleri kullanmaktan kaçınmak önemli.

Bu zaten sadece diş sağlığı değil tüm beden sağlığı için önerilen bir hareket tarzı. Şeker ve asitlik, diş minesinin aşınmasına, diş çürümesine ve periodontal sorunlara yol açan bakteri gibi bir ortam yaratır. Koşarken vücudunuzdaki stresli bölgelere dikkat edin ve bilinçli olarak onları hafifletmeye çalışın. Buna, çenenizi relaks tutmak ve dişlerinizi sıkmamak dahildir. İyi bir günlük ağız hijyeni sağlayın vs, sağlıklı ağız hijyenine sahip olmak için tavsiyeler bulabilirsiniz.

Peki bu kadar laftan sonra koşmanın diğer somatic-psikosomatik sağlığımıza faydaları yanında dişlere de faydası olabilir mi?

Hemen koşmanın daha iyi kan dolaşımı sağladığını tekrar hatırlatmak isterim. Kan akışını iyileştirmek ve oksijen emilimini artırmak diş eti dokusunun daha sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Araştırmalar, düzenli egzersiz yapan kişilerin diş eti hastalığına veya bundan kaynaklanan diş sorunlarına sahip olma olasılığının daha düşük olduğunu desteklemektedir.

Diş minesinin aşınmasının nedenleri değişebilse de koşucular genellikle aşağıda verilen kısa açıklamalar kapsamında sorunlar yaşayabilirler:

  • Sporcu içecekleri içmek: şekerli spor içecekleri tüketmek tüm olarak genelde normal şeker tüketen kişilerde yaptığı gibi eroziv diş aşınmasına neden olabilir. Bu yiyecekleri tüketme durumunda kalan çok az sayıda uzun yol koşucuları su veya diğer daha az asitli içecek türlerini içerek bu riski azaltabilir.
  • Ağızdan nefes alma: uzun-orta mesafe koşucuları, interval koşanlar, kaslarını beslemek için bol miktarda oksijene ihtiyaç duyduklarından, çoğu insandan daha fazla ağızdan nefes alma eğilimindedir. Ne yazık ki, bu alışkanlık haline gelebilir ve ağzın kurumasına ve çürüğe neden olan bakteriler için daha yaşanabilir bir ortam haline gelmesine neden olabilir. Bol su içerek ve mümkün olduğunca burundan nefes almaya odaklanarak sorunları azaltabilirsiniz. Zaten literatürde, yazında, burundan nefes alıp ağızdan vermeyi öneren çok yazı yer almaktadır.
  • Mevcut diş bakım ve tedavilerine zarar vermek: Yoğun protein çubukları, yapışkan ve gevrek yiyecekler dolgulara ve kronlara zarar verebilir. Çok fazla diş bakımı yaptıysanız, sorunlu yiyecekleri çiğnerken dikkatli olun.
  • Dişleri alet olarak kullanma: Bir koşu veya yarış sırasında, koşucuların yiyecek bar, çubuk her ne ise, ve atıştırmalıkları dişlerini kullanarak açmaları yaygındır. Ne yazık ki, Amerikan Diş Hekimleri Birliği’ne göre bu, diş kırıklarının yaygın bir nedenidir. Bu durumda genelde ultra maratonlarda yaşanabilecek bir davranış şeklidir. Çoğu kişi bu kapsam dışında kalır. Atıştırmalıkları, minimum çabayla açabileceğiniz, açılması kolay fermuarlı torbalarda paketleyerek sorunlardan kaçının.
  • Diş gıcırdatma: Ciddi koşucular genellikle çenelerini sıkar ve geceleri veya zorlu koşu anlarında dişlerini gıcırdatırlar. Zamanla, bu diş minesini aşındırabilir ve ağrılı çene eklem bozukluğuna yol açabilir.

Koşma alışkanlığı başta sağlıklı yeme alışkanlığı olmak üzere sağlıklı bir yaşam tarzına yönlendirecektir, kişiyi. Zaten koşu ile gelen sağlık sadece ayakların yere vurması işlevi değildir. Koşan kişi diyetini buna göre ayarlar. Koşan kişinin uyku düzeni, “circadian rhythym” vücut tarafından buna göre ayarlanmaktadır. Tansiyon, kandaki şeker, kolesterol diğer bilumum kimyasal salgılar düzene girmiştir. Dişler de bu arada bu düzenden kesinlikle faydalanacaktır. Bu konu zaten bu sitede diğer yazılarda detaylı olarak çokça işlenmektedir.

Journal of Periodontology tarafından yayınlanan ve daha düşük BMI (vücut kitle indeksi) olan kişilerin daha düşük periodontal hastalık riskine sahip olduğunu yazan bir makalede de belirtildiği gibi obezite de bu sağlık-diş denklemini etkileyen önemli bir sağlık sorunudur.

Journal of Dentistry tarafından yapılan başka bir araştırma da, fiziksel aktivitedeki artışın kesinlikle daha iyi ağız sağlığı koşullarına ve daha düşük periodontal hastalık riskine katkıda bulunduğunu raporlamakta.

One of the important benefits exercise can have on dental health is a reduced risk of periodontal disease. A study by the Journal of Dentistry showed that people who worked out regularly had 54% lower risk of developing gum disease. The Journal of Periodontology also showed that those who had a lower BMI (body mass index) and exercised the recommended amount were 40% less likely to develop gum disease.

Özetle bu makaleden-kıssadan alınabilecek hisse: Bilinçli-dengeli KOŞU, diş dahil sağlıklı yaşam için ve 7-99 her homo sapiens sapiens için en etkili ilaçtır. USULETLE ve de SUHULETLE…

Ankara, 4 Ekim 2022

Running & Oral Health

When you search about “running and oral health” the question has been raised by researches whether runners may suffer higher risks of tooth erosion and cavities. But when you go a little bit detail on it you may see that lots of them are sham based on several biased studies. Actually the bias here is these researches have been studied on endurance-athletes, ultra-marathoners, triathletes’ high carbohydrate consumption, including sports drinks, gels, and bars during training, that can lower the mouth’s pH below reference level. more acidic that is harmful for teeth.

The reasons for enamel erosion can vary, runners commonly experience problems due the following:
Drinking sports drinks, consumption of sugary sports beverages can lead to erosive tooth wear. Reduce your risk by drinking water or other types of less acidic beverages.
Mouth-breathing, because they need ample amounts of oxygen to fuel their muscles, runners tend to breathe through the mouth more than most people. Unfortunately, this can become habitual, causing the mouth to dry out and become a more habitable environment for cavity-causing bacteria. You can reduce problems by drinking plenty of water and focusing on breathing through the nose as much as possible.
Damaging existing dental work, Dense protein bars, sticky chews and crunchy foods can damage fillings and crowns. If you’ve had a lot of dental work, use caution when chewing problematic foods.
Using teeth as tools, During a run or race, it’s common for runners to open power bars and snacks using their teeth. Unfortunately, according to the American Dental Association, this is a common cause of tooth fractures. Avoid problems by packaging snacks in easy-to-open zip-lock bags you can pull open with minimal effort.
Grinding teeth, Serious runners commonly clench their jaws and grind their teeth at night or during tough speed sessions. Over time, this can wear down tooth enamel and lead to painful r joint disorder.

“Too much of anything is bad, but too much good whiskey is barely enough.”
Mark Twain.
These proverb might be valid most of the case, if I do not want to criticize endurance runners who runs 100, 200 miles races or athletes go workout for 200K per week.

But if you take our case, normal runner or exerciser, doing it for a healthy living and aging purposes, we can not even reach those level of training and racing that might harm our health. On the contrary for regular sport-goers, it’s important we take care, and know what we’re doing so that we get the benefits, without harmful side effects. It’s important to keep hydrated, rinse with water when you can and drink lots of water afterwards too. Avoid using energy or sports drinks. The sugar and acidity creates the sort of environment bacteria like, leading to the erosion of tooth enamel, dental decay and periodontal problems. While you run, pay attention to areas of tension in your body, and consciously try to ease them. That includes, keeping a relaxed jaw, and not clamping your teeth with determination. Maintain good daily oral hygiene etc, you may find advices on having healthy oral-hygiene

And what are the benefits of running to teeth after so much words?
The biggest boost is better blood circulation. Improving blood flow, and increasing oxygen absorption helps keep gum tissue healthier. Research supports that people who exercise regularly are less likely to have gum disease, or the dental problems that result from it.

A running habit often leads to additional healthy lifestyle choices too. Teeth definitely benefit from a healthy diet that’s low in sugar.

A study by the Journal of Dentistry concluded that an increase in physical activity most definitely adds to better oral health conditions and a lower risk of periodontal disease.

It showed that “never-smokers” who worked out regularly were 54% less likely to develop gum disease. Former smokers who increased physical activity reduced their risk by 74%.

Obesity also factors into the equation, as found in a paper published by the Journal of Periodontology, showing that people who had lower BMI (body mass index) were more likely to have a lower risk of periodontal disease.

In summary take out of this article, RUNNUNG is the most effective medicine for all.

Stratejik Yönetim vs Runnemathics

Stratejik yönetim, basit bir tanımla bir şirketin, işletmenin amaç ve hedeflerine ulaşmak için kaynaklarının planlı ve akıllı kullanımı; bir organizasyon içindeki süreç ve prosedürlerin ve şirketin işleyişini etkileyebilecek dış faktörlerin sürekli olarak değerlendirilmesi, eskiden belirli peryotlarda, şimdiki high-tech ve geniş veri ortamında iyisi anlık olarak hedefle karşılaştırılması, varsa gereken düzeltmelerin süratle yapılmasını sağlayacak, içerecek eylem ya da eylemler topluluğu içeren ya da içermesi gereken plandır.

Uzun lafın kısası:Amaç ve hedef(ler) olacak, kaynaklar, varlıklar, bunları kullanıp şirketi yönlendirecek planlayıcı ve yönetciler olacak.

Koşu, özellikle uzun koşular-maraton, ultramaraton- için hedef zaten çok belirgindir. Öncelikle koşulması gereken bir mesafe, bu mesafenin koşulacağı süre ya da koşu hızı, pace; kaynak olarak koşucu bacakları ve nefesi, kalbi; koşacağı zemin, hava durumu, engeller, rotalar; ultralar için başlangıçta sırt çantasına yükleyeceği suyu, yiyeceği, giysisi, ara istasyonlardaki yiyecek ikmali ve belki biraz soluklanma; planlama ise sürekli değişen iç ve dış faktörlere göre koşuyu yönetmek tam olarak bir stratejik yönetim becerisi gerektirmektedir. Ya da bu konuları yıllardır uygulayan atletler zaten stratejik yönetim konusunda epey deneyim sahibi olmuştur.

Şirketlerin stratejik yönetimine destek olacak kaynak planlama yazılımları, ERP/MRP uzun süredir kullanımdadır. Akıllı, planlı ve bilinçli iş sahipleri, üst düzey yöneticiler, özellikle kurumsallaşma bilinci ve yapısına sahip firmalarda, bu programları günlük işlerinde kullandıkları gibi, ileriye yönelik öngörü, forecasting, ve hatta belirli dönem simülasyonları ile daha da ileri taşıyabilmektedirler.

Simülasyon, girdi verilerini ve başlangıç ​​koşullarını kullanarak model yanıtını hesaplar. Forecasting başlangıç ​​koşullarının yanı sıra ölçülen girdi ve çıktı değerlerinin mevcut ve geçmiş değerlerini kullanarak gelecekte belirli bir zamandaki model yanıtını hesaplayan işlemler olarak tanımlanabilir.

Bu açıdan “Runnemathics Koşu Matematiği” özellikle ultra-maratonlar için geliştirdiğim çevresel ve kişisel etkenlerin, riskleri değerlendirilip simüle edildiği ve forecasting output veren, matematik ve fizikle desteklenen bir yazılım olarak şirketlerin stratejik yönetim kavramı ile benzerlik göstermektedir.

Stratejik Yönetim dersleri almış ve üniversite master seviyelerinde ders olarak vermiş biri olarak bu konuyu tam anlamıyla hakim olan çok az kişi tanıdım. Teorik olarak anlatılmaya çalışılan bu konu öğretici-öğrencinin eksik ya da hiç yaşamadığı bir olgu olarak zihinde canlandırılamamaktadır. İşletme alanında master, doktora yapmış, hatta profesör ünvanı olan çoğu kişinin hiç bir işletme yönetiminde görev almış olmaması bir tarafa süratle değişen dünya şartları, teknoloji, siyasi bu konuda sabit yaklaşımları geçersiz kılmaktadır. Aslında koşu yarışı, bu başka bir spor dalı için de geçerlidir, ile şirket yönetimi arasında bir benzeşim olduğunu görüyorum. Bu konuda hem akademik, hem her düzey şirket yönetimi ve ultra-maratona kadar yarış deneyimlerime dayanarak iyi bir koşucunun iyi bir stratejik yönetim gösterebileceğini idda ediyorum. Bir koşucu-yönetici sadece stratejik yönetim değil sahip olduğu enerji ve fitnes seviyesi ile çok daha sağlıklı bir beden ve psikoloji ile çok iyi bir yönetici olur. “Sağlam kafa-sağlam vücutta bulunur” söylemi bunu çok daha önceden ortaya koymaya çalışmıştır.

BioMarkers & Diagnostic-Man vs AI

The World Health Organization (WHO),  has defined a biomarker as “any substance, structure, or process that can be measured in the body or its products an influence or predict the incidence of outcome or disease.” In Wikipedia.

Biomarkers are critical to the rational development of drugs and medical devices. Examples of biomarkers include everything from blood pressure and heart rate to basic metabolic studies and x-ray findings to complex histologic and genetic tests of blood and other tissues. Biomarkers are measurable and do not define how a person feels or functions. A diagnostic biomarker refers to a biological parameter that aids the diagnosis of a disease and may serve in determining disease progression and/or success of treatment. Biomarkers can be used to diagnose phenotyping, so to detect or confirm the presence of a disease, or to identify different diseases sub-types and even different habitats within a single lesion.

Those are:
-Blood Tests
-Brain Imaging
-ECG
-Cerebrospinal Fluid
-Physiological Tests
-Saliva Tests
-Urine Tests
-Combination of Methods.

The complete blood count (CBC) is one of the most common blood tests. It is
often done as part of a routine checkup. This test measures many different
parts of your blood, including red blood cells, white blood cells, and
platelets. They help doctors check for certain diseases and conditions. They
also help check the function of your organs and show how well treatments are
working.

But crucial point of having blood test is to interpretation of the numbers. Reference ranges (reference intervals) for blood tests are sets of values used by a health professional to interpret a set of medical test results from blood samples. Here starts problems and maybe misdiagnosis and misuse of medicines. References range may vary with age, sex, race, pregnancy, diet, use of prescribed or herbal drugs and stress, laboratories etc. Nothing In Life Is ‘One Size Fits All’ . For example, should on a lab  report only one reference range , say for HgA1c normal level is below 5.7%, a level of 5.7% to 6.4% indicates prediabetes, and a level of 6.5% or more indicates diabetes, and prescribe medicine for that, it might be a wrong decision. It may lead a misdiagnosis of diabetes in the elderly. This reference increasing to 6-6.5% for individuals aged 40–59 years while for people aged ≥60 years and might be 6.5-7 % even higher according to some researches. Reference intervals for men and women differ only slightly.

Another misleading point on some lab report  those limits either might be wrong or out-of-date. Very specific example of that here in Ankara on Public Health Lab report reference range for HDL written as between 40-60 and every time you get a lab report, you get your HDL level market as “our of range”. Whereas the higher HDL the better sign of health.  Other values also might not be consistent with the latest research outcomes.

Other than that physical fitness, exercise routine plays an important role and there are different numbers should be punched in for athletes’ categories. Mostly your age, sex and maybe weight and BMI be on the paper but not reference ranges for biomarkers. It is common to see many different counts due to hydration status, electrolyte balance (specifically Na+ & K+) may be outside the normal range. The lifestyle of an athlete at many levels is abnormal, and so too are their blood tests. For example It is well known that athletes have lower heart rates (bradycardia) than non-athletes. This is generally considered a healthy adaptation. But when you go for a check up or for any other reason and get your rate measured, you may be labelled as having a syndrome of something. Test followed by an exercise results very different numbers such as: Regular exercise causes an increase in the number of RBCs in the blood, a urine test may be positive for blood, anemia is a fairly common problem for runners, protein may be detected in the urine within 30 minutes of strenuous exercise, blood levels of CK- Creatine Kinase   are elevated following exercise, AST, one of the tests that evaluates liver function, levels will be elevated following exercise, blood sugar will be elevated. Besides these immediate effects long term differences requires the athletes be viewed in another windows of reference ranges.

Most of diagnostics are based on biomarkers. Even we assume that everything would be as is supposed to be and you have  %100 correct lab report, measurements, reference ranges, you are still way away from having a perfect diagnostic. Because these biomarkers, tens, hundreds should be interpreted correctly. Since there are lots of correlation of baseline biomarkers, it is very hard for a human being to see, evaluate and correlate these biomarkers and make a diagnosis.

Now In clinical practice efforts are already ongoing to apply AI to obtain new imaging data and improve the stepwise development of radiomics and validation of biomarkers, so instead simply human interpretation which is depend individual limited time and correlation capability AI will do the job much more faster and higher accuracy.

 We often see news like “120 pulmonologists from 16 European hospitals evaluated 50 cases with PFT and clinical information, resulting in 6000 independent interpretations. The AI software examined the same data. American Thoracic Society/European Respiratory Society guidelines were used as the gold standard for PFT pattern interpretation. The gold standard for diagnosis was derived from clinical history, PFT and all additional tests. The pattern recognition of PFTs by pulmonologists (senior 73%, junior 27%) matched the guidelines in 74.4±5.9% of the cases (range 56–88%).  Pulmonologists made correct diagnoses in 44.6±8.7% of the cases (range 24–62%) with a large interrater variability (κ=0.35). The AI-based software perfectly matched the PFT pattern interpretations (100%) and assigned a correct diagnosis in 82% of all cases (p<0.0001 for both measures).
Ref:Artificial intelligence outperforms pulmonologists in the interpretation of pulmonary function tests

Wayland Koşu Günlüğüm

3 yıllık Covid karantinası sonrası nihayet Wayland MA’da yaşayan çocuklarıma ve torunlarıma bir ziyaret ayarlayabildim. Aldıkları yeni evi görmek ve çocuklarımla tanışmak beni heyecanlandırdı. Diğer bir düşüncem de, koşu yapacağım en iyi rotaları bulmaktı. Boston Run To Remember’da iki kez yarı maraton koşmuştum ve Boston’ın koşmak için iyi bir yer olduğunu biliyordum, rotalar, manzara, saygılı sürücüler vb.

İlk gün, oğlumun komşusu olan Dr MD, David Morris ile tanıştım ve ertesi sabah için birlikte bir koşu organize ettik. Bölgede yabancı olduğum için WaylandQdaki koşu parkurlarını ve sokaklarını tanımak için iyi bir fırsat oldu. Ertesi sabah bir araya geldik ve David, bir hastanede acil servis doktoru olarak çalışmak için ayırdığı kısıtlı zamanı nedeniyle beni kısa bir yola çıkardı. Woodridge Yolu, Wayland Mid-School,, Loker İlkokulu üzerinden evimizden başlayıp yaklaşık 6 km’lik eve dönüş yaptığımız bir turu tamamladık.

Ertesi gün yalnızdım. Rastgele bir rota seçtim. Rice Road’da koşarken, bir göletin yanına park etmiş arabaları gördüm. Bu bir patika için başlangıç noktası imiş. Bir ormanın içinden tırmanmaya başladım. Yerin adının Hamlen Woods olduğunu sonradan öğrendim.

Bir süre koştuktan sonra ormanda kayboldum1. Ağaçlarda tabelalar ve köşelerde harita vardı ama ne yazık ki gözlüksüz olduğumdan sorunu çözemedim. Geri koşabilir ve girdiğim aynı noktaya ulaşabilirdim ama bu benim için değildi. Tanrıya şükür köpekleriyle yürüyen insanlar vardı. Sonunda diğer yöne, havuzlara ve Riec Road’a doğru yolumu buldum, buradan eve dönmek kolaydı. Sıcak ve nemli bir gündü. Eve geldiğimde serinlemek için havuza daldım. Kısa ama zorlu bir parkur koşusuydu, toplam 9K ve 58 dakika sürdü, toplam çıkış 120 metreydi.

Üçüncü koşum, Natick’teki başka bir göle, Kuzey Gölü’ne veya Cochituate Gölü’ne doğruydu. Yine hiçbir hazırlık yapmadan yola çıktım. Göle ulaşmak için yolda biraz mesafe koşmam gerekti. Girişe ulaştığımda gölün etrafında koşmak için bir yol gördüm. Lake Beach’te tanıştığım 77 yaşındaki gazisi Max’ten bana bir yön vermesini istedim. Bana etrafı gezdirdi ama o gün için çok fazla olduğu için etrafı turlamadım ve ikinci olarak özel bir alan gördüm ve kimseyi rahatsız etmek istemedim. Geri döndüğümde koşu mesafem 12K idi. Her geçen gün bölgeyi, yolları ve çevreyi öğreniyordum.

Daha sonraki bir gün adidas pro yarı karbon koşu ayakkabım2 geldi.

Aslında, bir şansım varsa ve bunu karşılayabilirsem, “Nike ZoomX Vaporfly NEXT% 2, Adidas Adizero Adios Pro 2.0, HOKA Carbon X 2, ASICS MetaSpeed, Brooks Hyperion Elite gibi gerçek bir karbon kaplama ayakkabıyı (CPS) deneyebilirim. 2, New Balance FuelCell RC Elite v2, Saucony Endorfin Pro 3” ve daha pek çok ayakkabı fiyatları 200-250 dolar civarında.

Nike’ın öncülük ettiği bu ayakkabılar, başlangıçta sadece elit koşucular için piyasaya sürülmüştü. Eliud Kipchoge, bu tür ayakkabılardan biriyle koşarak 2 saatin altında maraton koşan ilk atlet olarak tarihe geçti. Ancak pek çok marka ve türün piyasaya çıktığı günümüzde, biz rekreasyonel koşucular için bunlardan birini alma zamanının geldiğini söyleyebiliriz. Ama o pahalı ayakkabılardan birini giydiğimde sallanan bir beşik gibi hissettim ve çok çabuk parçalanacakları belliydi. Bu yüzden teknolojiyi daha sonra tam olarak kullanmaya karar verdim ve 100 $ fiyatla bir çift “Adidas Adizero Adios Pro” sipariş ettim. Orta tabana konulan yarı-karbon plaka ile 250$’lık gibi sert değil ama daha çok hoşuma gitti. Adidas’ımı ilk kez bağladım ve ilk kez koşacağım başka bir rotaya yöneldim. Başlangıçta bayır yukarı idi. Ama yine de ayakkabının farkını hissettim, kişisel verilerime göre. Plasebo etkisi ya da veya ayakkabıdan sanki çok daha hızlı koşuyordum? Altıncı kilometrede yol ayrıldı ve rastgele seçtim, hangisi sağa gidiyor. Bu noktada, Rice Road tabelasını görene kadar aşağı doğru koştum. Bu noktadan sonra, 1h4 ve 12k’den sonra, eğimli ve bilinmeyen topraklarda oldukça hızlı bir tempoda kolayca geri döndüm.

Boston daha önce bahsettiğim göllerle dolu. Bugünkü koşumda Dudley Gölü’ne doğru bir rota için çalıştım. Telefonumu yanıma almadım, GPS yok, sadece koşu öncesi haritada biraz çalışmıştım. Ama göle ilk gidişim olduğu için dönüm noktasını kaçırdım ve kendimi Saxonville adlı bir köyde buldum. Orada hedefimi pas geçtiğimi anladım ve eve dönüş yolunu aramaya başladım. Elm Sokağı tabelasını gördüm fakat bir anlam vermedi. CAdde boyu koştukça hedeften ayrıldığımı hissettim. Bir keresinde çıkmaz bir yola girdim. Bir noktada Su Kemeri tabelasını gördüm. Yükseltilmiş bir yoldu ve bir bariyerden geçerek orada koşmaya başladım. Asfaltta koşmaktan çok daha iyiydi. Böylece başka bir büyük caddeye ulaştım, karşıya geçtim ve başka bir su kemeri. Sonunda, birkaç gün önce koştuğum Wayland Main Street’e çıktığımı anladım. Toplam mesafe 16K olarak hesapladı Garmin saatim.

Dudley Pont’un etrafında koşacağıma söz vermiştim kendime. Bu sefer gölete ulaşan sokağın adını ezberledim. Bu koşuda doğru noktadan döndüm ve göletin etrafında uzanan Lakeshore yolunu buldum. Bundan sonrası kolaydı.

Başka bir gün Doğu’ya Weston’a doğru yola çıktım. Bu kasaba MA’daki en pahalı çevrelerden biri olarak bilinirmiş. Evler daha ihtişamlı, geniş, bol bahçeli ve pahalı görünümlü idi. Yolun devam ettiğini görünce ilk sokaktan kuzeye Pine Street tabelasına döndüm. Döndüğüm sokak bu sefer uçsuz bucaksız görünüyordu. Eve dönüş için batıya dönmem gerektiğini hissediyordum. Ama dönüş yolu görünmüyordu. Sonunda sola doğru ilk çıkan sokağa girdim ve bir süre sonra kendimi evin 6-7 km kuzeyindeki Boston Post Road’da buldum. Buradan önceden koştuğum Old Connecticut Caddesini gördüm. Oradan Rice Street ve back to home. Toplam koşu, 110m yükselişle 12K idi ve yaklaşık 1:10 saat sürdü. Bu koşuya Weston Koşusu adını verdim.

Wayland’den ayrılmadan önceki son koşum yine Dr David’leydi.
Aynı rotayı koştuk ve bir daha ki sefere kadar vedalaştık. Keşke bir gün Boston
Maratonu koşsam. İstanbul Maratonu’nda koştuğum süreye göre yaş grubumda Boston Maraton’a katılmak için kalifiye olsam da, Nisan ayındaki bu yarış Boston’da kalış süreme uymuyor.

“Sağlığa Koşu” kitabımda bahsettiğim egzersizin sağlığa faydalarının yanı sıra yeni bir şehirle tanışmak ve teknolojik aletlere bağımlı olmamak, oryantiring3  egzersizi, insanlarla tanışmak gibi birçok fayda sağlıyor. , başkalarıyla koşmak, egzersizi eğlencelibir sosyal duruma dönüştürebilir.

ANA SAYFAYA GİT

Wayland, MA, 1-26 Ağu 2022

1 Her türlü koşu ekipmanım, GPS yüklü cep telefonum, Garmin Koşu Saatim hatta Oura Ring’im var.
2 Literatürde bulduğum şey, CPS, ayakkabının orta tabanına gömülü kavisli bir karbon fiber plakadır. Plakanın kendisi bir bıçak gibidir ve hafif karbon fiberden yapılmıştır. Bu bıçaklar, atletin daha uzağa, daha hızlı ve daha az yorularak koşmasını ve sıçramasını sağlayan bir “yay” gibi kinetik enerjiyi (koşarak üretilen) depolar. Her adımda, sert karbon fiber plaka, ayakkabıdaki yastıklama malzemesinin daha hızlı sıkışmasına ve genişlemesine yardımcı olarak, koşucu hareket ettikçe daha fazla enerji geri döndürür. Karbon fiber plaka ayrıca koşucunun ayak bileğini stabilize etmeye yardımcı olarak dönme kuvvetini azaltır ve iş yükünü azaltır. Teorik olarak, karbon plaka, koşucuların bir yarış veya sıkı çalışma boyunca daha uzun süre “daha dinç” kalmalarına yardımcı olurken, daha az zorladığından koşu sonrası daha hızlı toparlanmaya yardım eder. Şimdilik  koşucu süratine %4 kadar bir katkı sağladığı iddia edilmekte, ayakkabı üreticileri tarafından.
3 Oryantiring, 1800’lü yıllarda İsveç’te ortaya çıkan oryantiring, zaman karşı yarışan katılımcıların pusula ve harita yardımıyla hedefleri bulduğu bir spor branşıdır.  Oryantiring müsabakasında amaç araziye yerleştirilmiş hedefleri en kısa sürede bulup parkuru tamamlamaktır.
4 Wayland, Wayland, Amerika Birleşik Devletleri’nin Massachusetts eyaletinde yer alan ve Middlesex ilçesinde yer alan sessiz, ormanlık, muhteşem doğa ve yabani hayvanların bulunduğu Amerikanın en yaşanılası seçilen küçük bir kasabasıdır. 2022 yılı toplam 4.761 hanede  14.038 kişi bulunmaktadır. Wayland’daki ortalama yıllık hane geliri 237.882 dolar.

Egzersiz Mitleri

DANIEL LIEBRMAN: Daniel E. Lieberman, Harvard Üniversitesi’nde Department of Human Evolutionary Biology paleontoloji profösörüdür. İnsan, homo sapiens anotomisi evrimi üzerine yaptığı araştırmalarla tanınır. Bu konuda bir çok makale ve kitabı olduğunu yazmaya gerek yok. Ancak egzersiz konusunda da kitaplar yazmış. Ben de internette bulduğum egzersiz ile ilgili araştırma ve düşüncelerini aktardığı yazıyı çevirerek ülkemizde de insanların bilmeden özellikle yaşlıların koşmamalarını öneren eski kafaların üfürmelerine hemen inanmamaları ve biraz daha araştırma yapmalarını sağlamak istedim. Bu arada benim 2019 yılında yayınlanan “Sağlığa Koşu” kitabım ve bu sitedeki bir çok yazıda yaptığım önermelerin yıllar sonra Harvard’lı bir prof tarafından tekrarlanmasını anlamlı buldum.

Çeviri buradan başlıyor.
Aman Tanrım, egzersizle ilgili o kadar çok efsane var ki, nereden başlayacağınızı bilmek zor. Efsaneler atalarımızın gerçekten inanılmaz derecede güçlü olduğu, hız ve güç arasında “trade-off “olduğu, yani birini yapmak için diğerinden taviz vermek gerekeceği, yaşlandıkça fiziksel olarak daha az aktif olmanızın normal olduğu, mükemmel bir egzersiz türü süresi olacağı… Pek çok insanın egzersiz konusunda araştırmalar yaptığını görüyorum. Bu yüzden, evrim ve antropoloji gözlüklerimi kullanarak fiziksel aktivite ve egzersiz hakkındaki birçok efsaneyi çürütmek için bir kitap yazmak istedim. İnsanların üzerinde evrimleştiği herhangi bir fiziksel aktivite varsa, o da yürümektir. Yürüyüş, insan fiziksel aktivitesinin en temel temel şeklidir.

Ortalama bir avcı-toplayıcı türü günde 10, 15.000 adım atıyor olması gerekir. Pandemiden önce ortalama bir Amerikalı, günde 4.700 civarında adım atıyordu. Amerikalıların sadece %20’si, dünyadaki sağlık kuruluşlarının bir yetişkin için minimum olduğunu düşündüğü, haftada 150 dakika olan egzersiz seviyesine erişmekte (Bu rakam WHO tarafından 2021 yılında haftalık 300 dakikaya çıkarılmıştır.) Yani %80’imiz gerçekten çok temel miktarda egzersiz yapmak için mücadele ediyor ve başarısız oluyor, ancak neredeyse herkes yeterince egzersiz yapmak istediğini söylüyor. Artık fiziksel olarak aktif olmak zorunda olmadığımız bir dünyada yaşıyoruz. Bu durumda, daha da çok fiziksel olarak aktif olmayı seçmek zorundayız ve bu o kadar kolay değil. Çünkü Taş Devri’nde eliptikler, koşu bantları ve başka tür egzersiz aletleri yoktu. Kalp atım hızınızı yükseltmek istiyorsanız, muhtemelen koşuyordunuz. Ve koşmakla ilgili en büyük efsanelerden biri de dizlerinizi mahvedeceği idi.

Daha fazla koşan insanların artrit alma olasılığının daha yüksek olmadığını gösteren binlerce araştırma, bir düzineden fazla randomize, “controlled-perspective, gold-standart” araştırmalar var. Aslında birçok araştırma, koşma gibi fiziksel aktivitelerin eklemlerinizin kendi kendilerini onarmasına ve sağlıklı kalmasını sağladığını gösteriyor. Koşma yaralanmalarının bir çoğuna ise bence, düzgün koşmayı becerememiz neden oluyor. Koşmak, yüzmek ya da yaptığımız diğer faaliyetler gibi bir beceridir. Diğer bir konu ise, insanlar diğer kültürlerde, özellikle Taş Devri’nde, koştuklarında, her gün ve düzenli olarak koşmadılar ve muhtemelen belki haftada bir kez ya da buna yakın bir şekilde koşmaya giderlerdi. Yani, yollarda haftada beş, altı kez uzun mesafeler koşma fikri, vs., bunların hepsi biraz tuhaf Batılı adetleri ve bunda illa ki yanlış bir şey yok ama, bunun doğrusunu da öğrenmeniz gerekiyor. Ve yeterince güç kazanmanız, koşma becerilerini öğrenmeniz gerekiyor; ama bunları yaparken de insanları koşmaktan soğutmamak gerekir.

Batı dünyasında egzersiz hakkında düşündüğümüz en zararlı, en ciddi, en sorunlu, en endişe verici adet, inanış insanların yaşlandıkça fiziksel olarak daha az aktif olmalarının normal kabul edilir olmasıdır. Biz Amerikalılar, yaşlandıkça gücümüzün hızla azaldığını biliyoruz. 60’lı ve 70’li yaşlardaki insanlar oldukça zayıflar, ancak avcı-toplayıcılar yaşlandıkça fiziksel olarak aktif kalırlardı, çünkü sürekli birşeylerle uğraşırlardı. Bir şeyleri kaldırmak, taşımak ve onları güçlü tutan şeyleri yapmak zorundaydılar. Sonuç olarak, güçlerini koruyorlardı ve bu güç önemli idi; çünkü yaşlanmanın gerçekten ciddi, en zararlı sorunlarından biri “sarkopeni” dir. Sarco “kas” ve penia “kayıp”tır – yani sarcopenia kas kaybı demek oluyor. Batı’da insanlar yaşlandıkça, çok fazla güç ve kuvvet kaybetme durumundadırlar ve bu da en temel, gerekli görevlerini yerine getirmeyi güçleştirmektedir. Ve bu durumda insanlar daha az aktifleşir hareketsizleşir. Daha az aktif olduklarında da daha az formda olurlar. Ve gerçekten feci, kısır bir döngüyü harekete geçirmiş olurlar.

Yaşlandıkça, sağlığınızı korumak, güçlü ve sağlıklı kalmak için gerçekten önemli olan güç kayıplarını önleyebilmemiz için, kuvvet antrenmanı giderek daha önemli hale gelmiştir. Eşsiz bir türüz, üremeyi bıraktıktan çok sonra yaşamak için evrimleşiyoruz. Genellikle fiziksel aktivitenin yaşam süresi üzerindeki etkilerini, daha ne kadar yaşayacağımızı düşünürüz. Modern tıptan önce, ne kadar yaşayacağınızı belirleyen şey, aslında ne kadar sağlıklı olduğunuz, “sağlık süreniz”di. Ve bu yüzden sağlık süresi gerçekten anahtar konumundadır. Ve fiziksel aktivitenin sağladığı fayda, sağlık sürenizi uzatmasıdır ve bu nedenle sağlık süreniz, yaşam sürenizi uzatır. Bu yüzden yaşlandıkça, fiziksel aktiviteyi kesmeyelim. Onu koruyalım, biraz güçlenelim, biraz dayanıklılık kazanalım. Kanıtlar tartışılmaz. Yaşlandıkça daha fazla fiziksel aktivitenin gerçekten faydalı olduğunu gösteren tonlarca veri var. Ve diğer araştırmalar da aynı şeyi gösteriyor – yaşlandıkça fiziksel aktivite sağlığınızı korumak için daha az önemli değil, daha da önemli hale gelmektedir.
Video için link Exercise Myths Debunked

ANA SAYFAYA GİT

Wayland Running

After 3 years of Covid Lockdown finally I could arrange a visit to my children and grandkids living in Wayland MA. I was excited about seeing the new house they bought as well as to meet my children. Another issue was to find best routes to run. I had run twice half-marathon in Boston Run To Remember and I know Boston is the best place to run, routes, scenery, respectful drivers etc.

Very first day I met the neighbor, Dr MD, David Morris, who is a runner also as I have learned from my son and fix a run together for the following morning. Since it was the first time for me in the area, it was a good opportunity to acquaintance with Wayland running routes and streets. So we got together in the morning and David took me a short route because of his limited time to devote that he is an emergency doctor at a hospital. We completed a loop starting from our home via Woodridge Road, Middle School, Loker Elementary and back to home, about 6 km.

Following day I was alone. Randomly I picked a route. While I was running on Rice Road, I saw cars parked along a pond entered there. That was a trail. I started to climb through a forest. I later learned the name of the place was Hamlen Woods.

After a while running I was lost1 in the forest. There were signs on trees and map at corners but unfortunately without glasses I could not solve the problem. I could run back and reach the same spot that I entered but that is not my way. Thanks God there were people walking with their dogs. Finally I found my way in other direction back to the ponds and Rice Street, from thee it was easy to turn back home. It was a hot and humid day. When I got home I dive into pool to get cooled. It was a short but a hard trail run, total 9K and lasted 58 minutes, total ascent 120 meter.

My third run was toward another lake, North Lake or Lake Cochituate in Natick. Again without any preparation I just hit the road. I had to run some distance on the road to reach the lake. When I reached the entrance I saw a path around the lake to run. I asked a 77 years old veteran, Max, that I met at lake beach to give me a direction. He pointed at me a tour around but I did not make a tour around because it was too much for the day and secondly I saw some private area and did not want to disturb anybody. When I get back my running distance was 12K. I was learning the area, roads and environment day by day.

On a later day my adidas pro semi-carbon running shoes2 arrived. Actually I would give a try a real carbon plated shoes (CPS) if I can get a chance and afford it, like “Nike ZoomX Vaporfly NEXT% 2, Adidas Adizero Adios Pro 2.0, HOKA Carbon X 2, ASICS MetaSpeed, Brooks Hyperion Elite 2, New Balance FuelCell RC Elite v2, Saucony Endorphin Pro 3″ and many more shoes with fancy names with their prices around 200-250 $. These shoes, pioneered by Nike, are at the beginning launched just for the elites. Eliud Kipchoge run sub-2 hours marathon by running with one of these types of shoes. But nowadays with so many brand and types come to the market so one can claim that it is time for us, recreational runners, to get one of those. But when I put one of those expensive shoes I felt like a swing cradle and it seems they will tear apart very rapidly.

So I decided to use technology fully later and had ordered a pair “Adidas Adizero Adios Pro” with 100 $ price. Midsole carbon plate is not so stiff like the 250 $ one, but I like it more, because not make me swing too much.

So I laced my Adidas for the first time and started to run another route that I run for the first time. The route was hilly at the beginning. But even so I felt the differences, I was running much faster based on my personal data, placebo effect or shoe? At sixth kilometer road divided and I picked randomly the one goes right. At this point I run downward until I saw the Rice Road sign the only few name familiar. From that point I easily turned back after 1h4 and 12k, which was kinda fast pace with ascends and on unknown soil.

Boston is full of lakes I mentioned before. On my today run I studied for a route toward Dudley Lake. I did not take my phone again and of course no GPS thinking I can find my way. But since it was the first time on the street going to the Lake I missed the turning point and found myself in a village named Saxonville. There I understood that I passed my target and tried to find a way back home. Again the street, Elm Street, I was running on there was no turn to home. Once I entered a dead-end road. At one point I saw a sign Aqueduct. It was a raised path and one can enter through a barrier. I took the risk and started to run on this road. It was much better than running on asphalt. So I reached another big street, crossed and another aqueduct. Finally I understood that I was in friend soil because I was on Wayland Main Street which I run a few days ago. So total distance was 16K.

I promised that I will run around the Dudley Pont. This time I memorized the name of the street that reaches the pond. And I run and turned correct point at this time and find the Lakeshore drive which lay around the pond.

Another day I headed toward East, Weston. This town is known one of the most expensive environment in MA, accordingly houses were more magnificence, large, have ample gardens and expensive. When I saw the road continues I turned toward north at the first street. This time the street I turned seems endless, Pine Street.

I was feeling that I should turn west to get my house. But there is no turning point. Finally I entered first street to the left and after a while I found myself Boston Post Road which is 6-7 km north of home. From that point it was just leg business not to worry about where I am. Total run was 12K with an ascend 110m, and lasted about 1:10. I named this run as Weston Run.

My last run before leaving Wayland was with Dr David again. We run the same route and said goodbye until the next time. I wish I run Boston Marathon one day. Even if I may be qualified in my age group based on my time at İstanbul Marathon, dates, which is in April, does not fit my travel period there.

Besides health benefits of exercising mentioned detailed in my book “Sağlığa Koşu-Running toward Health” this type of travel runs provides many benefits such as getting acquainted with a new city and not being dependent on technological devices, kind of orienteering3 exercise, meeting with people, running with others can turn exercise into an enjoyable social occasion.

GOTO MAIN PAGE

Wayland, MA, Aug 1-26, 2022

1 I have every kind of running gear, GPS loaded mobile phone, Garmin Running Watch even Oura Ring.

2 What I found in literature about, CPS is a curved carbon fiber plate is embedded in the midsole of the shoe. The plate itself is like a blade, and is made from lightweight carbon fiber. These blades store kinetic energy (generated by running) like a “spring” which allows the athlete to run and jump farther, faster, and with less fatigue. With every step, the stiff carbon fiber plate helps the foam compress and expand more quickly, returning more energy to the runner as they move. The carbon fiber plate also helps stabilize the runner’s ankle, reducing rotational force and lessening the workload for the calves. In theory, the carbon plate is assisting runners to stay “fresher” for longer throughout a race or hard work out, while recovering more quickly afterwards as their biomechanics have had less strain.

3 Orienteering is a mental and physical exercise that gets participants out into nature. This sport promotes stamina, independence from technology, and spatial reasoning abilities, as well as cooperation skills.

4 Wayland is a quiet, peaceful community located in the MetroWest area of Massachusetts. There are 14,038 residents, living in a total of 4,761 households. The average annual household income in Wayland is $237,882.

Savaşlar ve Çocuklar

Henüz yaşamlarının baharında felaketle karşılaşan çocuklar büyüklerden çok daha fazla etkilenir, bu durumdan. Öncelikle savaşın nedenini anlayamazlar, büyükler gibi. Biz büyükler bir çok savaş kitabı okumuş, filmler seyretmiş ve küçük çaplı da olsa savaş dönemleri yaşamışız, Kıbrıs Barış Harekatı gibi yada sınırlarımıza yakın Irak Savaşı, Azerbaycan Karadağ olayları…

Biliriz ki ülkeler menfaatleri üğruna başka ülkelere saldırabilirler. Burada tabidir ki ülke saldırmaz da bundan menfaat sağlayan kişiler, gruplar bunu körükler, yönetir. Diğer taraftan çocuklar henüz savaşların ağır psikolojik ve yaşama yönelik ağırlıklarına karşı korumasız, dayanıksızdırlar.

Ukraynalı gelini olan Kaptan bir arkadaşımın Muğla’da yerel bir dergide çıkan yazısı da tam buna örnek. Kızı Marmaris’te doğum yapacak bir dede malum savaş nedeniyle ülkesinde kalması gerektiğinden kızının doğumuna gelemiyor. Bu acımasız dünyaya gelecek torununu göremiyor. Nasıl görecek ülke savaşta, ne gelebilir ne dönebilir. Ukraynadaki diğer akrabalar da öyle. Yaşanmakta olan bu dramın detayları Kaptan Mehmet Toker köşe yazısından takip edilebilir.

Tam bu dönemde Amerika’da yaşamakta olan torunlarımın ziyareti sırasında 7 yaşındaki torunumla aramızda geçen konuşmayı Sayın Toker ilginç buldu ve yazmamı istedi.

Olay şu: Torunumun Amerikada okuduğu ilkokul birinci sınıf arkadaşı Max, annesi ukraynalı. Bunlar demek ki kendi aralarında dersten çok, oyundan çok bu savaş işini konuşmuş. Bana sorduğu sorular:

Rusya Ukrayna’yı yenerse Türkiye’ye de savaş gelir mi?
Gelirse bizi de yenerler mi?
Siz ne yaparsınız, ölür müsünüz?
Karadeniz’i geçebilirler mi?
Amerikaya füze atarlar mı?

Doğmamış çocukları, yeni doğmuşları, henüz yetişkin olmayan bu çocukların maruz kaldıkları travmayı düşündükçe, bu savaşı icat eden sadece yaşça büyük diktatörleri lanetlememek elde mi?