Wayland Koşu Günlüğüm

3 yıllık Covid karantinası sonrası nihayet Wayland MA’da yaşayan çocuklarıma ve torunlarıma bir ziyaret ayarlayabildim. Aldıkları yeni evi görmek ve çocuklarımla tanışmak beni heyecanlandırdı. Diğer bir düşüncem de, koşu yapacağım en iyi rotaları bulmaktı. Boston Run To Remember’da iki kez yarı maraton koşmuştum ve Boston’ın koşmak için iyi bir yer olduğunu biliyordum, rotalar, manzara, saygılı sürücüler vb.

İlk gün, oğlumun komşusu olan Dr MD, David Morris ile tanıştım ve ertesi sabah için birlikte bir koşu organize ettik. Bölgede yabancı olduğum için WaylandQdaki koşu parkurlarını ve sokaklarını tanımak için iyi bir fırsat oldu. Ertesi sabah bir araya geldik ve David, bir hastanede acil servis doktoru olarak çalışmak için ayırdığı kısıtlı zamanı nedeniyle beni kısa bir yola çıkardı. Woodridge Yolu, Wayland Mid-School,, Loker İlkokulu üzerinden evimizden başlayıp yaklaşık 6 km’lik eve dönüş yaptığımız bir turu tamamladık.

Ertesi gün yalnızdım. Rastgele bir rota seçtim. Rice Road’da koşarken, bir göletin yanına park etmiş arabaları gördüm. Bu bir patika için başlangıç noktası imiş. Bir ormanın içinden tırmanmaya başladım. Yerin adının Hamlen Woods olduğunu sonradan öğrendim.

Bir süre koştuktan sonra ormanda kayboldum1. Ağaçlarda tabelalar ve köşelerde harita vardı ama ne yazık ki gözlüksüz olduğumdan sorunu çözemedim. Geri koşabilir ve girdiğim aynı noktaya ulaşabilirdim ama bu benim için değildi. Tanrıya şükür köpekleriyle yürüyen insanlar vardı. Sonunda diğer yöne, havuzlara ve Riec Road’a doğru yolumu buldum, buradan eve dönmek kolaydı. Sıcak ve nemli bir gündü. Eve geldiğimde serinlemek için havuza daldım. Kısa ama zorlu bir parkur koşusuydu, toplam 9K ve 58 dakika sürdü, toplam çıkış 120 metreydi.

Üçüncü koşum, Natick’teki başka bir göle, Kuzey Gölü’ne veya Cochituate Gölü’ne doğruydu. Yine hiçbir hazırlık yapmadan yola çıktım. Göle ulaşmak için yolda biraz mesafe koşmam gerekti. Girişe ulaştığımda gölün etrafında koşmak için bir yol gördüm. Lake Beach’te tanıştığım 77 yaşındaki gazisi Max’ten bana bir yön vermesini istedim. Bana etrafı gezdirdi ama o gün için çok fazla olduğu için etrafı turlamadım ve ikinci olarak özel bir alan gördüm ve kimseyi rahatsız etmek istemedim. Geri döndüğümde koşu mesafem 12K idi. Her geçen gün bölgeyi, yolları ve çevreyi öğreniyordum.

Daha sonraki bir gün adidas pro yarı karbon koşu ayakkabım2 geldi.

Aslında, bir şansım varsa ve bunu karşılayabilirsem, “Nike ZoomX Vaporfly NEXT% 2, Adidas Adizero Adios Pro 2.0, HOKA Carbon X 2, ASICS MetaSpeed, Brooks Hyperion Elite gibi gerçek bir karbon kaplama ayakkabıyı (CPS) deneyebilirim. 2, New Balance FuelCell RC Elite v2, Saucony Endorfin Pro 3” ve daha pek çok ayakkabı fiyatları 200-250 dolar civarında.

Nike’ın öncülük ettiği bu ayakkabılar, başlangıçta sadece elit koşucular için piyasaya sürülmüştü. Eliud Kipchoge, bu tür ayakkabılardan biriyle koşarak 2 saatin altında maraton koşan ilk atlet olarak tarihe geçti. Ancak pek çok marka ve türün piyasaya çıktığı günümüzde, biz rekreasyonel koşucular için bunlardan birini alma zamanının geldiğini söyleyebiliriz. Ama o pahalı ayakkabılardan birini giydiğimde sallanan bir beşik gibi hissettim ve çok çabuk parçalanacakları belliydi. Bu yüzden teknolojiyi daha sonra tam olarak kullanmaya karar verdim ve 100 $ fiyatla bir çift “Adidas Adizero Adios Pro” sipariş ettim. Orta tabana konulan yarı-karbon plaka ile 250$’lık gibi sert değil ama daha çok hoşuma gitti. Adidas’ımı ilk kez bağladım ve ilk kez koşacağım başka bir rotaya yöneldim. Başlangıçta bayır yukarı idi. Ama yine de ayakkabının farkını hissettim, kişisel verilerime göre. Plasebo etkisi ya da veya ayakkabıdan sanki çok daha hızlı koşuyordum? Altıncı kilometrede yol ayrıldı ve rastgele seçtim, hangisi sağa gidiyor. Bu noktada, Rice Road tabelasını görene kadar aşağı doğru koştum. Bu noktadan sonra, 1h4 ve 12k’den sonra, eğimli ve bilinmeyen topraklarda oldukça hızlı bir tempoda kolayca geri döndüm.

Boston daha önce bahsettiğim göllerle dolu. Bugünkü koşumda Dudley Gölü’ne doğru bir rota için çalıştım. Telefonumu yanıma almadım, GPS yok, sadece koşu öncesi haritada biraz çalışmıştım. Ama göle ilk gidişim olduğu için dönüm noktasını kaçırdım ve kendimi Saxonville adlı bir köyde buldum. Orada hedefimi pas geçtiğimi anladım ve eve dönüş yolunu aramaya başladım. Elm Sokağı tabelasını gördüm fakat bir anlam vermedi. CAdde boyu koştukça hedeften ayrıldığımı hissettim. Bir keresinde çıkmaz bir yola girdim. Bir noktada Su Kemeri tabelasını gördüm. Yükseltilmiş bir yoldu ve bir bariyerden geçerek orada koşmaya başladım. Asfaltta koşmaktan çok daha iyiydi. Böylece başka bir büyük caddeye ulaştım, karşıya geçtim ve başka bir su kemeri. Sonunda, birkaç gün önce koştuğum Wayland Main Street’e çıktığımı anladım. Toplam mesafe 16K olarak hesapladı Garmin saatim.

Dudley Pont’un etrafında koşacağıma söz vermiştim kendime. Bu sefer gölete ulaşan sokağın adını ezberledim. Bu koşuda doğru noktadan döndüm ve göletin etrafında uzanan Lakeshore yolunu buldum. Bundan sonrası kolaydı.

Başka bir gün Doğu’ya Weston’a doğru yola çıktım. Bu kasaba MA’daki en pahalı çevrelerden biri olarak bilinirmiş. Evler daha ihtişamlı, geniş, bol bahçeli ve pahalı görünümlü idi. Yolun devam ettiğini görünce ilk sokaktan kuzeye Pine Street tabelasına döndüm. Döndüğüm sokak bu sefer uçsuz bucaksız görünüyordu. Eve dönüş için batıya dönmem gerektiğini hissediyordum. Ama dönüş yolu görünmüyordu. Sonunda sola doğru ilk çıkan sokağa girdim ve bir süre sonra kendimi evin 6-7 km kuzeyindeki Boston Post Road’da buldum. Buradan önceden koştuğum Old Connecticut Caddesini gördüm. Oradan Rice Street ve back to home. Toplam koşu, 110m yükselişle 12K idi ve yaklaşık 1:10 saat sürdü. Bu koşuya Weston Koşusu adını verdim.

Wayland’den ayrılmadan önceki son koşum yine Dr David’leydi.
Aynı rotayı koştuk ve bir daha ki sefere kadar vedalaştık. Keşke bir gün Boston
Maratonu koşsam. İstanbul Maratonu’nda koştuğum süreye göre yaş grubumda Boston Maraton’a katılmak için kalifiye olsam da, Nisan ayındaki bu yarış Boston’da kalış süreme uymuyor.

“Sağlığa Koşu” kitabımda bahsettiğim egzersizin sağlığa faydalarının yanı sıra yeni bir şehirle tanışmak ve teknolojik aletlere bağımlı olmamak, oryantiring3  egzersizi, insanlarla tanışmak gibi birçok fayda sağlıyor. , başkalarıyla koşmak, egzersizi eğlencelibir sosyal duruma dönüştürebilir.

ANA SAYFAYA GİT

Wayland, MA, 1-26 Ağu 2022

1 Her türlü koşu ekipmanım, GPS yüklü cep telefonum, Garmin Koşu Saatim hatta Oura Ring’im var.
2 Literatürde bulduğum şey, CPS, ayakkabının orta tabanına gömülü kavisli bir karbon fiber plakadır. Plakanın kendisi bir bıçak gibidir ve hafif karbon fiberden yapılmıştır. Bu bıçaklar, atletin daha uzağa, daha hızlı ve daha az yorularak koşmasını ve sıçramasını sağlayan bir “yay” gibi kinetik enerjiyi (koşarak üretilen) depolar. Her adımda, sert karbon fiber plaka, ayakkabıdaki yastıklama malzemesinin daha hızlı sıkışmasına ve genişlemesine yardımcı olarak, koşucu hareket ettikçe daha fazla enerji geri döndürür. Karbon fiber plaka ayrıca koşucunun ayak bileğini stabilize etmeye yardımcı olarak dönme kuvvetini azaltır ve iş yükünü azaltır. Teorik olarak, karbon plaka, koşucuların bir yarış veya sıkı çalışma boyunca daha uzun süre “daha dinç” kalmalarına yardımcı olurken, daha az zorladığından koşu sonrası daha hızlı toparlanmaya yardım eder. Şimdilik  koşucu süratine %4 kadar bir katkı sağladığı iddia edilmekte, ayakkabı üreticileri tarafından.
3 Oryantiring, 1800’lü yıllarda İsveç’te ortaya çıkan oryantiring, zaman karşı yarışan katılımcıların pusula ve harita yardımıyla hedefleri bulduğu bir spor branşıdır.  Oryantiring müsabakasında amaç araziye yerleştirilmiş hedefleri en kısa sürede bulup parkuru tamamlamaktır.
4 Wayland, Wayland, Amerika Birleşik Devletleri’nin Massachusetts eyaletinde yer alan ve Middlesex ilçesinde yer alan sessiz, ormanlık, muhteşem doğa ve yabani hayvanların bulunduğu Amerikanın en yaşanılası seçilen küçük bir kasabasıdır. 2022 yılı toplam 4.761 hanede  14.038 kişi bulunmaktadır. Wayland’daki ortalama yıllık hane geliri 237.882 dolar.

Egzersiz Mitleri

DANIEL LIEBRMAN: Daniel E. Lieberman, Harvard Üniversitesi’nde Department of Human Evolutionary Biology paleontoloji profösörüdür. İnsan, homo sapiens anotomisi evrimi üzerine yaptığı araştırmalarla tanınır. Bu konuda bir çok makale ve kitabı olduğunu yazmaya gerek yok. Ancak egzersiz konusunda da kitaplar yazmış. Ben de internette bulduğum egzersiz ile ilgili araştırma ve düşüncelerini aktardığı yazıyı çevirerek ülkemizde de insanların bilmeden özellikle yaşlıların koşmamalarını öneren eski kafaların üfürmelerine hemen inanmamaları ve biraz daha araştırma yapmalarını sağlamak istedim. Bu arada benim 2019 yılında yayınlanan “Sağlığa Koşu” kitabım ve bu sitedeki bir çok yazıda yaptığım önermelerin yıllar sonra Harvard’lı bir prof tarafından tekrarlanmasını anlamlı buldum.

Çeviri buradan başlıyor.
Aman Tanrım, egzersizle ilgili o kadar çok efsane var ki, nereden başlayacağınızı bilmek zor. Efsaneler atalarımızın gerçekten inanılmaz derecede güçlü olduğu, hız ve güç arasında “trade-off “olduğu, yani birini yapmak için diğerinden taviz vermek gerekeceği, yaşlandıkça fiziksel olarak daha az aktif olmanızın normal olduğu, mükemmel bir egzersiz türü süresi olacağı… Pek çok insanın egzersiz konusunda araştırmalar yaptığını görüyorum. Bu yüzden, evrim ve antropoloji gözlüklerimi kullanarak fiziksel aktivite ve egzersiz hakkındaki birçok efsaneyi çürütmek için bir kitap yazmak istedim. İnsanların üzerinde evrimleştiği herhangi bir fiziksel aktivite varsa, o da yürümektir. Yürüyüş, insan fiziksel aktivitesinin en temel temel şeklidir.

Ortalama bir avcı-toplayıcı türü günde 10, 15.000 adım atıyor olması gerekir. Pandemiden önce ortalama bir Amerikalı, günde 4.700 civarında adım atıyordu. Amerikalıların sadece %20’si, dünyadaki sağlık kuruluşlarının bir yetişkin için minimum olduğunu düşündüğü, haftada 150 dakika olan egzersiz seviyesine erişmekte (Bu rakam WHO tarafından 2021 yılında haftalık 300 dakikaya çıkarılmıştır.) Yani %80’imiz gerçekten çok temel miktarda egzersiz yapmak için mücadele ediyor ve başarısız oluyor, ancak neredeyse herkes yeterince egzersiz yapmak istediğini söylüyor. Artık fiziksel olarak aktif olmak zorunda olmadığımız bir dünyada yaşıyoruz. Bu durumda, daha da çok fiziksel olarak aktif olmayı seçmek zorundayız ve bu o kadar kolay değil. Çünkü Taş Devri’nde eliptikler, koşu bantları ve başka tür egzersiz aletleri yoktu. Kalp atım hızınızı yükseltmek istiyorsanız, muhtemelen koşuyordunuz. Ve koşmakla ilgili en büyük efsanelerden biri de dizlerinizi mahvedeceği idi.

Daha fazla koşan insanların artrit alma olasılığının daha yüksek olmadığını gösteren binlerce araştırma, bir düzineden fazla randomize, “controlled-perspective, gold-standart” araştırmalar var. Aslında birçok araştırma, koşma gibi fiziksel aktivitelerin eklemlerinizin kendi kendilerini onarmasına ve sağlıklı kalmasını sağladığını gösteriyor. Koşma yaralanmalarının bir çoğuna ise bence, düzgün koşmayı becerememiz neden oluyor. Koşmak, yüzmek ya da yaptığımız diğer faaliyetler gibi bir beceridir. Diğer bir konu ise, insanlar diğer kültürlerde, özellikle Taş Devri’nde, koştuklarında, her gün ve düzenli olarak koşmadılar ve muhtemelen belki haftada bir kez ya da buna yakın bir şekilde koşmaya giderlerdi. Yani, yollarda haftada beş, altı kez uzun mesafeler koşma fikri, vs., bunların hepsi biraz tuhaf Batılı adetleri ve bunda illa ki yanlış bir şey yok ama, bunun doğrusunu da öğrenmeniz gerekiyor. Ve yeterince güç kazanmanız, koşma becerilerini öğrenmeniz gerekiyor; ama bunları yaparken de insanları koşmaktan soğutmamak gerekir.

Batı dünyasında egzersiz hakkında düşündüğümüz en zararlı, en ciddi, en sorunlu, en endişe verici adet, inanış insanların yaşlandıkça fiziksel olarak daha az aktif olmalarının normal kabul edilir olmasıdır. Biz Amerikalılar, yaşlandıkça gücümüzün hızla azaldığını biliyoruz. 60’lı ve 70’li yaşlardaki insanlar oldukça zayıflar, ancak avcı-toplayıcılar yaşlandıkça fiziksel olarak aktif kalırlardı, çünkü sürekli birşeylerle uğraşırlardı. Bir şeyleri kaldırmak, taşımak ve onları güçlü tutan şeyleri yapmak zorundaydılar. Sonuç olarak, güçlerini koruyorlardı ve bu güç önemli idi; çünkü yaşlanmanın gerçekten ciddi, en zararlı sorunlarından biri “sarkopeni” dir. Sarco “kas” ve penia “kayıp”tır – yani sarcopenia kas kaybı demek oluyor. Batı’da insanlar yaşlandıkça, çok fazla güç ve kuvvet kaybetme durumundadırlar ve bu da en temel, gerekli görevlerini yerine getirmeyi güçleştirmektedir. Ve bu durumda insanlar daha az aktifleşir hareketsizleşir. Daha az aktif olduklarında da daha az formda olurlar. Ve gerçekten feci, kısır bir döngüyü harekete geçirmiş olurlar.

Yaşlandıkça, sağlığınızı korumak, güçlü ve sağlıklı kalmak için gerçekten önemli olan güç kayıplarını önleyebilmemiz için, kuvvet antrenmanı giderek daha önemli hale gelmiştir. Eşsiz bir türüz, üremeyi bıraktıktan çok sonra yaşamak için evrimleşiyoruz. Genellikle fiziksel aktivitenin yaşam süresi üzerindeki etkilerini, daha ne kadar yaşayacağımızı düşünürüz. Modern tıptan önce, ne kadar yaşayacağınızı belirleyen şey, aslında ne kadar sağlıklı olduğunuz, “sağlık süreniz”di. Ve bu yüzden sağlık süresi gerçekten anahtar konumundadır. Ve fiziksel aktivitenin sağladığı fayda, sağlık sürenizi uzatmasıdır ve bu nedenle sağlık süreniz, yaşam sürenizi uzatır. Bu yüzden yaşlandıkça, fiziksel aktiviteyi kesmeyelim. Onu koruyalım, biraz güçlenelim, biraz dayanıklılık kazanalım. Kanıtlar tartışılmaz. Yaşlandıkça daha fazla fiziksel aktivitenin gerçekten faydalı olduğunu gösteren tonlarca veri var. Ve diğer araştırmalar da aynı şeyi gösteriyor – yaşlandıkça fiziksel aktivite sağlığınızı korumak için daha az önemli değil, daha da önemli hale gelmektedir.
Video için link Exercise Myths Debunked

ANA SAYFAYA GİT

Koşu Matematiği

Koşucular fiziksel yeteneklerini, performanslarını ve formlarını nasıl geliştirebilirler? Bir koşucu olarak gelişmek antrenman, sıkı çalışma ve akıllı bir antrenman planı ile bağlantılıdır. İyi bilinen bir gerçek, koşu süratini iyi ayarlayabilen, enerjilerini daha iyi harcayan koşucuların daha hızlı ve daha uzun mesafeler koşabilmeleridir. Zorlu antrenmanlara ve koşu tekniklerini geliştirmeye ek olarak, iyi geliştirilmiş bir yarış simülasyonu da bu konuda yararlı bir araç olabilir.

Yarış simülasyonunun klasik yolu, mümkünse gerçek yarış parkurunda veya başka bir rotada koşmaktır. Koşu bantlarındaki eğimi ayarlayabildiğiniz için, antrenman yaptığınız yarışın iniş ve çıkışlarını tam olarak simüle edebilirsiniz. Hatta tüm yarış pisti özelliklerini simüle eden verileri indirilebileceğimiz koşu bantları (treadmills) mevcuttur. Mesafeye gelince, mesela bir maraton için, antrenman programınızın sonuna doğru maraton mesafesinin yarısını veya üçte ikisini koşmanız yeterli olacaktır. Bu çalışma koşulacak maraton yarışını simüle etmenin ve aynı zamanda performansınızı değerlendirmenin bir yoludur.

Son zamanlarda, bilgisayar tabanlı teknolojinin koşulara uygulanması yeni bir ilgi alanı haline gelmektedir. Bilgisayar tabanlı simülasyon, bilgisayarda gerçekleştirilen matematiksel modelleme sürecidir. Bir koşucunun performansını gerçek yarış pisti yerine sanal bir platformda tahmin etmek için tasarlanmıştır. Koşucuların antrenman çalışmaları, yarışlarının performansını, verimliliğini artırmasına, koşu stratejilerini optimize etmesine, potansiyel yaralanma riskini azaltmasına, gelecekteki yarışlar için temel oluşturmasına ve bir öngörüye sahip olmanın zevki ve vizyonunuzu geliştirmeye de yardımcı olur.

Runnemathics” koşu ve matematik kelimelerinin uygun bir şekilde birleştirilmesinden oluşmuştur. İlk kez 2020 yılında bu kitapta ABD Johnson & Johnson-Ethicon firmasında görüntüleme başmühendis olarak çalışmakta olan oğlum Dr. Tarık YARDIBI önerisi ile koşu ve matematik mühendisliği alanlarının birleşmesi anlamında “runnemathics” olarak kullanılmış ve tarafımdan isim tescili yaptırılmıştır. Orijinali İngilizce olarak yazılan ve ana başlığı “Runnemathics” olan kitabımın Türkçe çevirisi olan bu kitapta da ana başlık “Koşu Matematiği” alt başlık da “Runnemathics” olarak seçilmiştir.

Bu kitapta koşu ve pace-tempo[1] simülasyonu için sunulan matematiksel model ve simülasyon programı, hız, hızlanma, koşucuların enerjisi, kondisyon seviyesi, performans ve çevresel değişkenleri birbirine bağlayan bir denklemler ve formüller serisi ortaya koymaktadır.  Bu programın çıktıları, her kilometre için ayrı ayrı ve parkur boyunca toplam yarış performansını içermektedir.

Bu model ve simülasyon programını kullanarak koşucu, yarış sırasında duruma göre temposunu değiştirerek optimum koşu stratejisini tahmin edebilir ve kurabilir. Koşucuların çoğunun hızının yarışın ikinci yarısından sonra hafif veya önemli ölçüde düştüğünü görebiliyoruz. Bu durumun yarış zamanı üzerinde büyük bir etkisi vardır, hatta koşucuların yarış sırasında veya sonrasında sakatlanma ve fenalaşmasına bile neden olabilmektedir. Önceden çalışılacak bir simülasyondan çıkacak sonuçları görerek ve değerlendirerek teknik ve taktik olarak nelerin iyileştirilmesi gerektiğini belirleyebilirler.

Birinci Bölümde: Koşu literatürünü, koşmanın faydalarını, koşu türlerini, temel koşu terimlerinin tanımlarını özetledim.

İkinci Bölüm: Bu bölümde ele alınan konular pace, sürat-kadans ve yarış süresinde rol oynayan faktörlerdir. Bunlar kişisel ve genetik faktörler, çevresel parametreler, koşu ekipmanları, metabolik eşdeğeri (MET değeri), kalori hesapları, diyet ve kaloriler, matematik ve koşu günlüğü olarak düzenlenmiştir.

Kişisel ve genetik faktörler temel olarak yaş, kilo-boy-VKİ (BMI), cinsiyet (kadın-erkek), adım-kadans ve yorulma; çevresel parametreler rakım, yokuş çıkma/inme, hava durumu, sıcaklık, yağmur ve arazi durumu başlıkları altında incelenmiştir.

Ayrıca yarış performansı artırma ve yaralanmaları önleme konularında son zamanlarda artan etkisi ile koşu ekipmanları da bu kitapta kendilerine yer bulmuşlardır. Rekabetçi koşularda performans artırdığı iddia edilen ve son yıllarda geliştirilen karbon fiber plaka içeren koşu ayakkabıları da giderek daha fazla kullanılmaya başlanmış ve IAFF tarafından da onaylanmıştır.

Bu bölümdeki diğer konular, diyet ve kalori hesaplamalarının dayandırıldığı temel matematik formülleri, belirli bir kilo vermek için ne kadar kalori yakmanız gerektiği gibi koşu ile gündeme gelen alt başlıklardır.

Üçüncü Bölüm: Tarafımdan geliştirilen “Soft Race Simülasyon” yöntem, yazılım ve uygulamalarını tartışacağız. Koşulacak yarış parkur bir kilometrelik hücrelere (milestones) bölünmüştür. Bu şekilde yarış mesafesi (km olarak) kadar hücre simülasyonda kullanılmak üzere oluşturulur.  İkinci bölümde incelenen parametrelerin her hücre-her kilometredeki “pace” üzerindeki etkileri kullanılarak, koşulması öngörülen teorik değer hesaplanmaktadır. Daha sonra sıcaklık, tırmanma ve inişler, parkur yüzeyi ve durumu gibi olumsuz etkiler bu hücrelerde ortaya çıkacak rakamlara eklenerek veya inişler, arkadan gelen rüzgâr vb., olumlu etkiler çıkarılarak o hücre yani kilometreyi ne kadar sürede koşacağımız yeniden hesaplanmaktadır. Bu, her hücre (mil veya km) için tekrarlanır ve bir zincir gibi halkaların eklenmesi ile her kilometre, her etap ve tüm parkuru tamamlamanın ne kadar süreceğini tahmin edilebilecektir. Aynı tabloda paralel olarak oluşturulan satırlarda karşılık gelen hücrelere gerçek koşu verileri girilerek kilometre ve toplam yarış boyunca karşılaştırma yapılarak müteakip yarışlar için dersler çıkarılabilecektir.

Ayrıca, bu bölümde, daha önce koşmuş olduğum beş farklı yol yarışı ve dört ultramaraton için çalıştırdığım simülasyon ve gerçek koşu değerlerine ait veriler tablolar halinde sunularak bunlar üzerinden analiz ve değerlendirmeler yer almaktadır.

Ülkemizde koşulara fazla ilgi olmaması ve koşan sayısının çok az olması nedeniyle koşu terimleri genellikle İngilizce olarak kullanılır. Örneğin en önemli ve bilinen uluslararası olay olan İstanbul Maratonu’na katılan yarışçı sayısı üç bin kişi civarındadır. Bunların yarısına yakını da ülkemizde bulunan “expat” denen yabancılar, turistler ya da özellikle iki kıtada koşulan tek yarış olarak lanse edilen bu olaya katılmak için gelen koşuculardır. Bu nedenle koşu terimlerinin bir çoğunun genel kabul görmüş Türkçe karşılıkları yok gibidir, varsa da aynı anlamı taşımamaktadır. Örneğin “pace, cadence, stride, trail, ultra, vb terimler” bunlardan bazılarıdır. Bu nedenle bu kitapta ilgili kaynaklarda resmi olmayan şekilde kullanılan Türkçe karşılıklar yanında İngilizce kelimeler de verilmiştir.

Günlük koşu ve yarışlarda en çok bilinen ve kullanılan kavram ya da koşu birimi “1 kilometreyi ya da 1 mili koşu süresidir.” Bu kavram uluslararası literatürde “pace” olarak kullanılmaktadır. “Pace” kelimesinin Türkçe karşılığı olarak çeşitli kaynaklarda tempo, hız gibi kelimeler kullanılmaktadır. Ancak bu kelimeler “pace” yerini tutmaktan uzaktır. Şöyle ki “PACE” düşmesi demek matematiksel olarak daha süratli koşmak demektir. Eğer “pace” yerine tempo ya da sürat kullanılırsa düşen “pace” yerine tempo ya da sürat düşmesi yazmam gerekirdi ki bu da yanlış olurdur. Bu kelimeyi Türkçe okunuşu ile “Peys” olarak yazmak bir seçenek olsa da bu yetkiyi kendimde görmediğimden, simülasyonun çekirdeği ve tüm formüllerin üzerine kurulu olduğu “pace” kelimesini orijinal haliyle kullandım. Bu kitap bir gramer ya da dilbilgisi kitabı olmadığında okuyucunun kelime seçimleri üzerinde değil de olayın matematiksel, fiziksel, psikolojik ve sosyolojik yönlerine odaklanması önerilir.


[1] İngilizce pace kelimesinin Türkçe farklı anlamları vardır, 1 kilometrenin kaç dakikada koşulduğunu gösterir.

St Paul Ultra

2019 yılının uzun koşusu olarak “3 Kasım İstanbul Maratonuna” kayıt olmuştum. Ancak bu parkurda daha önce koşmuş olmam, maraton koşmaktan çok maraton öncesi-sonrası İstanbul’un karmaşası ve zorlukları nedeniyle de pek istekli değildim doğrusu. Zaten boş caddelerde, yüksek binaların arasında asfalt zeminde koşmanın bir cazibesi kalmamıştı. Ayrıca sahil yolundaki yeni düzenlemeler parkuru çok daha sevimsiz hale getirmişti. Bu arada internette koşulara bakarken Karabük’te orman ve kanyonlar içinde bir ultra gördüm. Hem memleketim, hem ultra hem de güzel manzaraları görünce incelemeye başladım. Ayrıca olay tarihi 9 Kasım rahmetli babamın ölüm günü. Hemen atladım tabi. Meğer bu Karabük Manavgat Beşkonak’ta “rafting” ile meşhur bir yermiş. Daha da önemlisi Hristiyan aleminde önemli bir yeri olan St Paul yolunda ilk defa gerçekleştirilecek bir koşu olması; 44 kilometre ve 2200 metre tırmanışı olan bir ultra.

7 Kasım günü Eskişehir-Isparta ve 8 Kasım Isparta-Beşkonak yolculuğu sonrası, ultra başlangıç noktasında olan Perge Otele geldik, eşimle. Aman Allahım, nasıl bir yer. Yol boyunca sağımızda uzanan ve rafting yapılan Köprülü Kanyon’da onlarca kolu ile köpüklü bir şekilde akmakta.

Köprülü Kanyon

Köprülü Kanyon Rafting Merkezi, Selge Antik Kenti’nin 11 kilometre aşağısında. Rafting parkuru en az tehlikeli parkurlar arasında. Yaklaşık 12 kilometrelik 2 parkur var. İsteyen ormanlık araziye çıkıp, dağ safariye katılabiliyor. Su sıcaklığı yaz- kış sabit 9; derece. Bu tip her olayda olduğu gibi buraya da en çok yabancı turistler ilgi gösteriyor. Her yıl Türkiye Rafting Şampiyonası da burada düzenleniyor.  Otel sahibi yazın buralarda rafting botlarının burun buruna olacak kadar kalabalık olduğunu söylüyor. Yol boyunca her adımda ya bir rafting tesisi ya da konaklama tesisi var, akarsu boyunda.

Otelimiz önünde şelaleler ve büyük bir havuz var.

M0D_2533

Bungalov tipi daireye yerleştikten sonra koşu malzemeleri ve göğüs numarasını aldık. Güle oynaya geldiğim akşam ki teknik toplantı öncesi koşu rotasını işaretleyen gençlerin yorum ve bu yorumları destekleyen çektikleri videolar nedeniyle kâbusa döndü. “Abi” dedi birisi “yolu işaretlerken birden bir duvara çarptım, dimdik, gökyüzüne doğru. Kafamı kaldırınca yukarıda uçan kartalları gördüm. Daha sonra güç bela yukarı çıkınca bu sefer kartalları aşağıda gördüm, o kadar dik bir kesim. Aman dikkatli ol, aşağıya bakma, kanyonun yüzüne doğru iyice yanaş ve ellerinle destek al”. Hayda! koşuya mı geldim, bu yaşta risk almaya mı. Bir ara koşuya başlamamayı düşündüm. Fakat sonrası yiğitliğe leke gelmemesi için ve daha önce bu yarışa katılacağımı tantana ile etrafa yaydığımı düşününce, özellikle Sıtkı Çakır isimli koşucu arkadaşa malzeme vermemek için, ne olursa olsun deyip devam dedim ve yattım.

Sabah 07:30 herkesle birlikte başlangıç noktasından yola çıkıldı. İlk yedi buçuk kilometre sorunsuz geçildi, zaten olay bundan sonra başlayacaktı. Uzaktan dümdüz görünen kanyonun suratına doğru yükselmeye başladık. Yarışa katılan sayısı fazla olmamasına rağmen, henüz başlangıçta olduğumuzdan önümde ve arkamda gençler grup halinde görünüyordu. Biraz da bundan cesaretle tırmanmaya başladım. Bu arada genelde insanların gruplar halinde ve birbirini kollayarak gittiğini gördüm. Ben yalnız başıma idim ve yarışa katılanların kafa kağıdına göre benden sonraki en yaşlı en az 10 yaş küçüktü. Neyse toplantıdaki gencin tavsiyesine uyarak ve aşağılara bakmadan iki kilometre kadar bu keçi yolunu tırmandık. Zaten yollarda keçilerden başka canlıya da rastlamadık.

M0D_3120

Bu etap bittiğinde 15 kilometre tamamlanmıştı. İkinci CP’de 5 dakika ikmal yaptıktan sonra tekrar yola koyuldum. Bu çıkışta bir güzellik olarak parkur Selge Antik Tiyatro içerisinden tur attırdı. Aşağıdan yukarı basamakları çıkarken biraz daha yorulduk, fakat değdi buna.

Bu arada biraz arkamda olan bir genci, Özgür Kuşçu, yanıma alarak daha emniyetli bir şekilde yola devam etmeye başladık. Zemin o kadar zorlu idi, bu nedenle önceden planladığım sürenin çok gerisinde kalmaya başladık. Özellikle yokuş aşağı koşularda normal süratin üzerinde koşulması beklenirken, zemin nedeniyle yokuş yukarı koşu süratinde ancak ilerleyebiliyorduk. Üçüncü CP, 25K, geldiğimizde plandan yarım saat geride olduğumuzu gördüm; ancak yapacak br şey yok, bize göre zemin çok kötü, koşamıyoruz. Nihayet dördüncü CP, 33K, geldik. Hem eğim haritası hem de CP gençler bundan sonrası çok kolay demesine rağmen tekrar tırmanmaya başladık. Tırmanıyoruz, tırmanıyoruz, sonu gelecek gibi değil. Her köşede bitti gibi görünen tırmanışlar köşe dönüşü tekrar başlıyor. Kilometre 41 geldiğimizde SELGE Tepesini ve oradaki kalabalığı görünce tamam dedik olay bitiyor. Bu kanıya varmamızın nedeni ise teknik toplantıda organizatör 44K yolun bir kısmını keserek 41.5-42 civarına kısalttıklarını belirtmesi idi. Ancak tepeye vardığımızda buranın asfalt yol bitimi bir meydan olduğunu ve gezmeye gelenlerin buradan arazi motorları kiralayıp Tazı Kanyonuna sefer eylediklerini ve halen gidecek 2-2.5K yolun olduğunu duyunca biraz bozulduk. Tesellimiz yolun bundan sonra ilk defa koşmaya müsaade edecek zemin ve eğime sahip olduğunu görmemiz oldu, Özgür ile. Neyse bundan sonra kalan son enerji, takat, psikolojik motivasyon ve diğer değerlerimiz kullanarak bitişe yollandık. Bitiş muazzamdı. Tam uçurumun kenarı, duramasak uçurumdan aşağı kanyonuna düşecektik.

Yine çok klasik bir ortam ve manzara: Beni biraz yaşlı gören ve bu kadar koşmamı meydan okuma olarak gören yabancı turistlerin alkışlaması, tezahürat yapması; yurdum insanının ise anlamsız ya da acıyarak bakmasından bahsetmek ne kadar doğru olur, bilemiyorum.

Cengiz Yardibi, Eskişehir, 16 Kasım 2019

100.ncü Yıl 19 Mayıs YarıMaratonu

Milli Mücadele’nin 100 ncü yılında yayınlanan bir genelge kapsamında yıl boyu pek çok etkinlik düzenlenmekte, Samsun’da; kültür-sanat, spor, çeşitli çalıştaylar, forumlar, paneller, oyunlar, sergiler… Faaliyet Kitapçığında 2019 yılı boyunca yapılan/yapılacak etkinlikler ayrıntılı olarak verilmekte.

Benim ilgi alanım olan koşu ile ilgili olarak 19 Mayıs günü yapılacak 21 kilometrelik yarı maraton ve bu kapsamda yaşanmışlıklar ve gözlemlere yer verilmekte bu yazıda.

Olay çok büyük olunca, bunun üstüne bir çok devlet büyüğünün(!) 19 Mayıs günü Samsun’da bulunmaları nedeniyle daha bir kaç ay öncesinden otellerde yer kalmamış olması aynı gün koşulacak olaya katılımın fazla olacağını işaret etmekte idi. Bu nedenle kayıt sonrası internet üzerinden bölgede kalacak yer arama çalışmalarım sonucu tesadüfen bulduğum otelin ve bu otele uzanan yolun önemini daha sonra görecektim.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı taşhan.jpg

Samsun, Kavaklı’ya bağlı Kazancı Köyü biraz uzağında yapılmış Kazancı Taşhan Otelin hikayesi de çok ilginç: “Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Doktor Halil İbrahim Dinler, çobandı doktor oldu, köyüne turistik tesis yaptırdı” diye başlayan hikayesi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’dan Havza’ya geçerken kullandığı tarihi Ata Yolunun kenarındaki babadan kalma arazisine tam donanımlı turizm tesisi yapmaya karar verilmesi sonrası otelin yapımına başlamadan önce ilçedeki evlerden ve ambarlardan 2.5 yıl eski taşları toplayarak ilk temeli atmış oldu. Zor ve meşakkatli sürecin ardından projesini çizen Opr. Dr. Dinler, Tasarımdan iç mimarisine, çevre düzenlemesinden odaların dizaynına kadar her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp, 2 yıllık zorlu bir süreç sonrası her birinde ayrı bir başarı hikayesi yazmış.

Otele giden yola sapıp stabilize, toprak yola çatınca, bu araba ile zor çıkarız diye düşünmeden edemedim. Bu şekilde ilerlerken yolun müthiş manzarası yanında kenarlarda yer alan işaret, levha ve maketlerden buranın özel bir hikayesi olacağını düşündüm. Milli Mücadele’yi başlatmak için 19 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’yla Samsun’a gelen Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya’ya giderken kullandığı “Kurtuluş Yolu” açık hava müzesine dönüştürülmeye başlanmış fakat tamamlanmamıştı, maalesef. Ancak yine bir ruh, bir ürperti, farklı bir duygu yüklü gibiydi.

3-4 kilometre yukarı doğru kıvrımlı bir şekilde giden yolun sonunda Taşhan Otel göründüğünde rahat bir nefes aldık. Bir ana bina ve etrafında müstakil evlerin oluşturduğu site yeşillikler içerisinde, müthiş manzaralı ve tertemiz havası ile “nereye gidiyoruz” endişemizi “iyi ki burayı seçmişize” döndürdü. Telefonda konuştuğumuz Güney Bey, otel yöneticisi biz karşıladı ve odamıza çıktık. Gerçekten lobi, odalar tam da Kurtuluş Yolu’na uyum içerisinde nostaljik ve sıcak bir ortam sunmakta idi.

Ertesi gün hem gezi hem de standart olan koşu katılım malzemelerini almak üzere Samsun’a gittik. Samsun coğrafik pozisyon ve güzellik olarak çok avantajlı bir konumda. Şehir çok güzel, denizi, düzenli yolları, parkları, insanlar, gezilecek yerleri; ancak en ufak ilçelerde bile “Çin Seddi” tipinde mimariden, çevre düzenlemesinden nasibini almamış yüksek beton binalar Samsun’u da pençesine almıştı çoktan. Hatta denizi gören daireler yapıp buradan rant elde etmek amacı ile dikildiği açıkça belli olan 15-20 katlı betonlar tüm bu güzellikleri örterek her açıdan çirkinlik abideleri oluşturmuş çoktan , ne yazık ki…

Yarış Parkuru Cumhuriyet Meydanından başlayarak 10 kilometre kadar Atakum denilen Samsun’un en prestijli semtine uzanmakta oradan dönüşle tekrar başladığı yerde bitmekte idi. Bir gün öncesinden yaptığım keşif sayesinde arabayı uzak bir yere park edip raylı ulaştırma ile yarış başlangıç noktasına gelebildim. Sorup soruşturmasak yollar kapalı olacağından yarış başlangıç alanına gelebileceğimiz meçhul, hiç bir açıklama bilgi yok.

Deniz seviyesinde yani sıfıra yakın yükseklikte koşmak her zaman için bir kaç eksik dakika demekti PB (Kişisel en iyi derece) için. Bu nedenle daha önceAdana’da beraber koştuğum ve İstanbul’da koşu gruplarına koçluk yapan “Asım Çetin Koşu Gücü” kurucusu atlet Asım Çetin(1954) bulup yanına yapıştım. İlk 10 kilometrede 4:50 gibi bir pace ile grupla beraber gittik. Ancak bu noktada hesaba katmadığım bir durum ortaya çıktı: Nem ve sıcaklık. Denizin oluşturduğu nem ve yüksek “Dew Point” ile 28 derece hava sıcaklığı birleşince 10 kilometre sonrası başlangıçta hızlı çıkmış olmanın darbesini hissetmeye başladım. Halbuki koşu öncesi taktiğimi belirlemiş, yavaş başlayarak ikinci yarı biraz daha hızlı gitmeyi planlamıştım. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı 10 kilometre sonrası hem Asım Çetin Grubundan koptum hemde normal PB’ye ilave bir 5 dakika eklemiş olarak bitirebildim yarı maratonu.

Bu sıcak ve nemli havada yarışı bitirebilmek bile başarı sayılabilirdi; çünkü gördüğüm kadarı ile kendisinden derece beklenen milli atletlerden bile havlu atanları gördüm, biz giderken onlar dönüyordu. Zaten bu yarışa katılım amacı 100 ncü yılında Atatürk ve Milli Mücadele kahramanlarını anmada bir katkım olması idi. yoksa yarış her şehirde var, yollar aynı, organizasyonlar benzer ve düşük kalite, etraftakiler neden koşuyor bu deliler(!) diye düşünüyor (Adana Kurtuluş Yarı Maratonu için yurdun dört bir yanından kendi imkanları ile gelip, yağmurlu bir havada 21k koşan yabancılar olarak yarışın bir noktasında yolların kapalı olmasını eleştirip “onlar koşacak diye biz eve gidemeyecek miyiz” diyen Adana’lıyı unutmak mümkün mü?) Ancak daha da acı olan bu kadar önemli bir günün 100.ncü yılında bile böyle anlamlı bir koşuya bile sadece 200 kişinin katılmış olması, bunlardan bir kısmı da para için gelen Afrika-kökenli koşucular, diğer bir kısmı da takım halinde gelen resmi ve özel kuruluş sporcuları. 100 yıl önce buralarda kağnılarla mermi taşıyan yüzlerce isimsiz kahraman Samsun’dan Amasya’ya 100 Km’den fazla bir mesafeyi, zorlu hava ve yol şartlarında aç-susuz tamamlamışlardı, hem de kaç kez. İnsanüstü ve karşılıksız çabalarla bu görevi yerine getirip Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında önemli görevler yüklenen atalarımızın anısına her türlü olanakların olduğu bu dönemde bu teknik olarak basit fakat anlam olarak sonsuz değerdeki bu koşuya sadece 200 kişi, her yıla sadece 2 kişi, 80+ milyon ve bir anlamda varlıklarını bu kişilerin anısına borçlu olan bir toplumda!!! Bu konuda Atletizm Federasyonu ve 100 Yıl komitesine önemli tanıtım ve teşvik görevleri düşmekte iken, pek fazla ilgilenen olmamış anlaşıldığı kadarı ile…

Ankara, 26 Haziran 2019

Halime Çavuş, Şerife Bacı (Şehit), Hacı Salih Reis, Kurtuluş Yolu’nda

Cross-Training

Cross-Training (CT) belli bir disiplinde çalışma yapan sporcunun zaman zaman başka disiplinlerde çalışma yapması anlamında kullanılıyor; Türkçesi Çapraz-Eğitim pek aynı anlamı vermiyor ya da henüz alışamadım. Örnek olarak benim gibi veteran bir koşucu için bazı günlerde yaptığım yüzme ve son zamanlarda çokça takıldığım ağırlık ve yine yabancı bir kelime ile calisthenic CT sayılıyor. Teknik olarak faydası hem tek bir dalda yapılan çalışmada atıl kalan kasların devreye sokulması hem de psikolojik olarak değişiklik oluşturması.

Koşuya müsait olmayan çevre ve müsait olsa da insanlar tarafından engellenen, yadırganan koşu faaliyetlerime bir süre salonda koşu bandında yapmaya başladıktan sonra yanı başımda duran alet ve ağırlıklara dadanma ile başlayan CT faaliyetlerim kısa sürede fayda sağlamaya başladı. “Her işte bir hayır olmalı, iyi niyetli olduktan sonra” düşüncesi ile olayı bilimsel olarak da mercek altına almamla birlikte epey yazı okudum, okuyorum. Meraklı olanlar ya da bu yazıyı tesadüfen okuyup meraklanacaklar için bazı notlar düşmeni faydası olacağına inanıyorum. Başlangıçta belirtmem gerekir Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Profesörü Ali Demirsoy bugün izlediğim bir videosundan duyduğum “milletimiz gezmeden bilgin, çalışmadan zengin, öğrenmeden bilgin” lafına spor yapmadan sporojen (-gin” ekli bir kelime bulamadım) eklemek istedim. Bir konuda çalışmadan, araştırma yapmadan yorum yapar duruma düşmemişimdir umarım, bu kadar vücut geliştirme sporu yapanlar nezdinde.

Konu şu idi: Altı aya yaklaşan koşu ve CT olarak ağırlık ve calisthenic (Şinav, mekik, barfiks çekme) çalışmaları ile birlikte yaptığım literatür tarama ve okumalarında nasıl bir yöntem takip edilmesi gerektiğini öğrenmeye ve uygulamaya çalışıyorum. Bugüne kadar spor salonuna girdiğimde hemen koşu bandında programıma göre koşmaya başlıyor ve sonrasında ağırlık kısmına geçiyordum. Ancak özellikle interval ve HIIT ile yokuş koşuları sonrasında epey bitkin düştüğüm halde yaptığım vücut çalışmalarında istediğim verimi alabildiğim kuşkulu idi.

Öğrendiğim kadarı ile yapabileceğim hareket tarzları: 1. Aynen devam etmek, yani koşu sonra vücut 2. Tam tersi vücut sonra bitişte koşu 3. Biraz ondan biraz bundan, ki bunu bazen yapıyordum, önce 10-15 dakika koşarak ısınıp ağırlığa geçip arada ve sonda tekrar banda çıkmak 4. Farklı günlerde koşmak ve vücut.

Bu seçeneklerin her birinin diğerine göre üstünlük ve dezavantajı oluyormuş. Hangisi öncelikli ise mevcut enerjinin önemli bir kısmını ona ayırmak daha faydalı deniyor, kalanla diğerini bitirmek. Yani koşucu birisi için bacak kasları ve koşma ile ilgili sistemleri geliştirmek öncelikli ise önce koşmak öneriliyor; bence makul ve mantıklı. Yine olayın sıkıcılığı ve daha sonra çıkacak araştırmalarda yer alacak “şu daha faydalıymış” gibi durumlara karşı önlem almış olmak için bazen koşu bazen de vücut önce yapılabilir, isteğe, zevke ve en önemlisi vücut gelişimine bağlı olarak.

Fakat her durumda en önemlisi, koşucu için sadece koşarak antrenman belirli bir süre sonra bir platoya eriştiriyor ve monotonlaşıyor. Diğer taraftan sadece bacaklar ve buna bağlı kardiyo ve tüm organlar gelişmesi durumu oluşmasına rağmen CT ile, örneğin gerçek bir yüzme antrenmanı ile nefes ve kollar epey gelişirken, ağırlı çalışmaları ile üst vücut kasları, kollar, göğüs, karın kaslarının belirmeye başlaması hem görsel hem motivasyon hem de koşu için çok önemli ve faydalı gibi geliyor bana… Ankara 9 Şubat 2019

Rate-of-Living Theory

Bir arkadaşımdan gelen bu komik resmin yorumlanması: Aslında koşma, spor ve matematik bilgisi olmayanlar ve biraz da spor yapmaya gönlü olmayanların  kolayca kandırılabileceği  bir “felsefe gibi…

Orijinali Max Rubner tarafından 1908 yılında ortaya atılan fakat binlerce yıldır felsefe ve tıp düşünürlerinin işlediği “Rate-of-Living Teorisi” bir çok araştırmaya konu olmuş. Nedir bu teori: Bu araştırmalardan günümüze kadar pek çoğu internet sitelerinde mevcut. Genelde en güncel araştırmalara rağbet edilmesi gerektiği düşüncesi ile en son bilgileri aktarmaya çalışacağım. “Hızlı yaşa-genç öl” mottosu ile dilimize yerleşen bu teoriye göre her insanın ve canlının metabolizması çalışma hızı ile ters orantılı bir yaşam süresine sahiptir. Bunun açıklaması alınan fazla oksijenin oluşturduğu oksidatif zararlardan yavaş metabolizmaların daha az etkilendiği, dolayısı ile hızlı yaşayanların daha kısa ömürlü olacağı; yine her canlının belirli bir sayıda kalp atımı ve nefes hakkı olduğu ve bu nedenle de hızlı yaşamanın getireceği fazla kalp atışı ve nefes alma-vermenin ömrü kısaltacağı şeklinde yapılıyor.

Başlangıçta mantıklı görünen bu önermenin fazla bilimsel araştırmalara ve gereksiz tıp jargonlarına gerek kalmadan yanlış olduğu basit bir matematik hatta ilkokul birinci sınıf aritmetik işlemi ile ispatlanabilir. 

Diyelim ki bu teori ya da hipotez doğru, yani fazla hızlı yaşam, fazla kalp atımı, fazla nefes alma ve daha kısa bir yaşam… Normal insan Kalp atım sayısı (RHR) 60-100 olarak geçer tıp literatüründe; ortalama 80 atım/ dakika alırsak yılda 42 milyon atım demektir bu. Yine literatürde geçen ortalama 3.2 milyar atım kapasiteli normal bir kalp ile ortaya çıkan ömür (başka hastalık, kaza olmayacak, sadece atım hakkımıza göre) 76 yıl bir ömür biçiliyor bu 80 atımlık kişilerin ortalamasına. Bu ortaya çıkan rakam zaten bu dönem ortalama yaşam sürelerine denk gelmekte.  

Şimdi aynı kişinin koşuya başladığını ve bir-kaç yıl bunu devam ettirdiğini varsayalım-ki bu durum kendi üzerimde ve koşu arkadaşlarımda aynen vaki olmuştur – kalp atım hızı 80 iken 60’a düşecektir. Hatta başlangıçta 70-75 ise bu sayı 50-55 olmaktadır. Günde bir saatlik bir koşuda kalp atım hızı 55’ten 155’e çıkmakta, geri kalan 23 saatte ise 55-60 olarak gerçekleşmekte.  Koşan bir kişinin kalp atışını 1-saatlik koşu süresince 155, kalan 23 saatte  yaklaşık 60 atım/dakika alırsak ortaya çıkacak tablo aşağıdadır: Yani 95 yıllık bir ömür. 

Kalp atım sayıları Yaşam süre
1-dak 1-saat 1-Gün 1-yıl Tüm yaşam Yıl
80 4.800 115.200 42.048.000 3.200.000.000 76
60 155 92.100 33.616.500 3.200.000.000 95

Daha önce yazdığım yazı da verilen değerlerle bu yeni aritmetik hesabı da uyuşmakta. Günde 1-saat koşan birisi haftada 5-6 gün koşu sayesinde haftaya 1.5-2 gün eklemekte, tüm yaşamda  yani %20-30 artış. Bu da normal yaşam ortalaması olan  76 yılı 95 yıla uzatacaktır.  

Nefes alma konusu da benzer sonuç verecektir. Normal sedanter (spor yapmayan, hareketsiz)  biri yaklaşık 650 milyon nefes kredisi var ve dakikada 16 ortalama ile nefes alıyor bu yaklaşık 76-77 yıl yetiyor. Elit bir koşucu akciğeri genişlediğinden her nefeste daha fazla hacimde hava alacağı için dakikada 12-13  kez civarında nefes alması  yeterli olmakta. Bunun anlamı da daha önceki iki kriterle benzer şekilde nefes alma hakkının %25 daha fazla olması yani, yine 95’lere uzaması demek oluyor. 

An Hour of Running May Add 7 Hours to Your Life

Eğer bu hipotez doğru değilse zaten baştaki komik mantık yanlış olur. Yani kaplumbağa gibi yaşamaya mahkum değiliz anlamına.

Bu sitede yayınlanan ve kitap olarak da derlediğim makalelerdeki koşu-sağlık bağlantılı incelemelere bakıldığında uzun ömür bir yana kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sunar koşmak, spor yapmak…

Sonuç olarak daha fazla koş, daha fazla ve kaliteli yaşa…

Bu gönderiyi hazırlayan ve attığı oltaya takılanlar kalp atım hızını, kaliteli yaşamı, açılmış bir nefesi, saatlerce yorulmadan koşabilmeyi, yarışmalarda 20’lik gençlerle yarışa bilmeyi bilmediklerinden ve yaşamadıklarından bu tip kolay aldatmacalara kapıla bilmektedirler. Ancak onlar için maalesef kötü haber: Hem kaplumbağa gibi yavaş bir yaşam, hem daha kısa ve hastalıklı, kalitesiz bir süreç onları beklemekte. 

Koşmanın Prostat Hastalıklarına Etkisi

Prostat alt idrar yollarında, mesanenin (idrar kesesi) alt kısmında, üretranın (mesane çıkışında bulunan idrar kanalı) etrafına yerleşmiş bir bezdir. Yalnızca erkeklerde bulunur. Menide bulunan bir sıvı salgılar. Sağlıklı bir prostat, yaklaşık olarak iri bir ceviz büyüklüğündedir ve hacmi 15-25ml’dir. Erkekler yaşlandıkça (50’yi geçtikçe)  prostat da yavaş bir şekilde büyür.  Prostat bezinin üç sık görülen hastalığı: İyi huylu büyüme (BPH), prostat enfeksiyonları (prostatit) ve prostat kanseridir. İyi huylu  prostat büyümesi (BPH- Benign Prostatic Hyperplasia) prostatın yaşla birlikte büyümesinden kaynaklanır. Prostat hastalıkları çok endişe verici olabilir ancak BPH’nın prostat kanseri olmadığının bilinmesi önemlidir.

Prostat sorunu gözleme ve izleme amaçlı olarak herkesin bildiği ilk test PSA (Prostate-specific antigen) tespiti amaçlı yapılır. Harvard Tıp Fakültesi sağlık sayfalarında yer alan bir yazı[1] PSA testlerinin prostat kanseri erken teşhisinde faydalı olmasına rağmen, test referans değerlerini aşan vakalarında yüzde yüz kanser anlamına gelmeyeceği, BPH, büyümüş prostat ve prostat iltihabında da PSA arttığına dikkat çekmektedir. Diğer taraftan PSA seviyesi normal sınırında olan erkeklerden yaklaşık %20’sinde de kansere rastlanmıştır. PSA değerleri limit dışı olanlarda serbest-PSA değerlerine de bakılır. PSA testleri dışında başka yöntemler ve biyopsi seçenekleri olsa bile konu çok tatsızdır, hastalık çeşidine göre tıbbi tedavi uygulanması kaçınılmazdır.

Halbuki; en son araştırma sonuçlarında bu hastalığın önlenmesi, hatta hiç ortaya çıkmaması ya da mümkün olduğunca geciktirilmesi için, çok basit ve vücudun tüm sistemlerini de olumlu etkileyecek bir eylem biçimi olarak “Koşu-koşmak” önerilmektedir, diğer tıbbi müdahaleler haricinde. Aylık olarak yayınlanan hakemli  Medicine & Science in Sports & Exercise dergisinde yayınlanan bir araştırmada bu konu ele elınmış. Araştırma hedefi olarak “Koşma (a vigorous physical activity) ve 10-km yarış performansının (bu 10 km koşu kriteri kardiorespiratuvar form göstergesi olarak kabul edilmiş bir değer)  BPH riskini azaltıp azaltmayacağını değerlendirmek”  konulmuş[2]. Bu amaçla  sigara içmeyen, vejetaryanlıkla alakası bulunmayan ve diyabet derdi olmayan 28.612 erkek denek izlenmiş. Araştırma sonucunda ne kadar çok koşulursa BPH riskinin BMI, diyet ve form durumundan bağımsız olarak, o kadar azaltabileceği raporlanmıştır.

Harvard Tıp Fakültesi konu ile ilgili bir yayınında[3] egzersiz yapmanın prostat konusunda sağlayacağı 3 şekli ele almıştır:

BPH önlenmesinde. Fiziki olarak aktif olan erkeklerin BPH mağduriyetine daha az maruz kaldığı,

Prostat iltihaplanması tedavisinde. Kronik prostat iltihabından mustarip olup da egzersiz yapanların ıstırabını azaldığı,

Prostat kanser ilerlemesinde. Erken dönemde prostat kanseri teşhisi konulan 1400 kişiden haftada en az üç kez sıkı bir şekilde yürüyüş yapanlarının diğerlerine göre kanserin ilerlemesi %57 oranında daha az olasılıklı olduğu, bu nedenle de planlı ve iyi uygulanacak bir egzersiz programının kesin sağlık desteği sağlayacağı sağlayacağı belirtilmektedir.

Kevan Webber’e 2014 yılında, dört yıl önce, prostat kanseri son safha teşhisi konulmuş[4] ve 2 yıl ömür biçilmiş. Normal olarak Türk filmlerinde kahramanlarımız bu durumda her şeyi boş verip ütopik maceralara atıldı gösterilir. Kevin böyle yapmamış, bu haber üzerine bir şekilde gelen ilham sayesinde maratona başlamış. Halen iki maraton tamamlamış; hem koşuyor hem de Prostat Kanserliler derneklerine bağış topluyor. Yazıyı Kasım 2017 yılında yazmış ve iki değil üç yıl geçtiği halde ölmediğini başkalarına da da ilham kaynağı olacağını belirtmiş. İnternette yaptığım aramada 5 gün öncesi, 21 Kasım 2018 tarihli habere göre[5] halen yaşamını sürdürmekte ve bu konudaki katkılarından dolayı ödül aldığı görülmekte, duygulandırıcı ve ilham verici bir durum olsa gerek.

Geç koşmaya başlamış olması hiç olmamasından iyi gibi, ancak keşke hiç geç kalmasa idi. Belki de çok daha erken dönemde koşulara başlamış olsa idi, ki bu zor dönemde ve yaşta bile maraton koşabilen birisinin yapısal olarak koşuya yatkın olduğu kolayca söylenebilir. Muhtemelen kanser ilerlemesi bu kadar süratli olmayabilirdi. Ayrıca eğer daha eskiden koşuyor olsa idi, muhtemelen daha önce sağlık taramalarından geçebilecekti, uzun koşular için gerekli “check-up” sıralarında ve yine büyük bir olasılıkla erken teşhis konulabilecekti.

Sonuç olarak, koşu sayesinde orta-ileri yaş erkeklerin korkulu rüyası prostat rahatsızlıkları önlenebilir, geciktirilebilir, kaçınılmaz durumda ise koşu ile birlikte daha iyi idare edilebilir çıkarımı yapılabilir.

___________________________________________
[1] How reliable is the prostate-specific antigen (PSA) test when it comes to detecting prostate cancer? Kevin R. Loughlin, M.D., M.B.A., director of Urologic Research at Brigham and Women’s Hospital, POSTED MARCH 27, 2011. https://www.health.harvard.edu/blog/is-psa-reliable-20110327214; 27 Kas 2018 tarihinde indirildi.
[2] Effects of Running Distance and Performance on Incident Benign Prostatic Hyperplasia,PAUL T.WILLIAMS, Published in final edited form as: Med Sci Sports Exerc.2008 October ;40(10):1733–1739. doi:10.1249/MSS.0b013e31817b8e ba; https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2828466/pdf/nihms175203.pdf; 22 Kasım 2018 tarihinde indirildi.
[3] 3 ways exercise helps the prostate (yes, the prostate), https://www.health.harvard.edu/mens-health/3-ways-exercise-helps-the-prostate-yes-the-prostate, 27 Kas 2018 tarihinde indirildi.
[4] https://www.theguardian.com/voluntary-sector-network/2017/nov/28/diagnosed-terminal-cancer-run-marathons-prostate. 27 Kas 2018 tarihinde indirildi.
[5] https://prostatecanceruk.org/about-us/news-and-views/2018/11/kevin-webber-wins-justgiving-award. 27 Kasım 2018 tarihinde indirildi.

Sağlığa Koşu

İnsan yaşamında birçok dönüm noktası vardır kimisi iyiye, kimisi kötüye yorulan: Okul, kariyer, evlilik vb. Aslında bilinçli ya da  hiç farkına varmadan alabileceğimiz bu kararlar kişinin ve etrafındakilerin geleceğini etkiler, oluşturur. Her şeyin başında gelmesi gereken sağlığımızı etkileyebilecek en önemli konuların koşmak fiili ile ilgili olduğunu okudum, deneyimledim, yaşıyorum, yazıyorum.

Bu maksatla hazırladığım ve kendim için kitap haline getirdiğim doküman kapak ve içerik:

İçindekiler
Birinci Bölüm: Niçin Koşmalıyız?   14
Yanlış Teşhis   17
Her Gün Check-Up Yaptırıyorum, Hem de Bedavaya!         22
Egzersiz, Koşu, Koşmak         25
Koşu İlacı ile Tedavi   33
EpiGenetic-Koşma-Yaşam Kontrolü  38
Güçlü Bağışıklık – Koşu          44
Grip-Soğuk Algınlığı  48
Kalp ve Koşu  51
Damar Sağlığı ve Koşu           56
Koşu-Kalp-Beyin        61
Dizler ve Koşu            65
Yüksek Tansiyon ve Koşu      74
Kolesterol – Koşu       79
Obezite ve Koşu         85
Diyabet ve Koşu         90
Kanser-Koşu   95
Koşu ve H.Pylori-Ülser           100
Göz Sağlığı-Koşu        104
Tiroid Hastalıkları ve Koşu     109
Alerjiden Koşarak Kurtulma   115
Migren ve Koşu          120
Obsesif Kompulsif Bozukluk, Depresyon ve Koşu    125
Yaşlılık Hastalığı-Longevity ve Koşu 130
Sarkopeni ve Koşu      135
Sigara Bağımlılığına Karşı Koşu         139
Alkol Bağımlılığı ve Koşu      144
Beslenme ve Koşu      151

İkinci Bölüm: Koşu Anılarım          156
Meglio tardi che mai, ma e meglio mai tardi! 158
Niye Koşuyorsunuz?   160
Kaçıncı Oldun 164
Bu Yaşta Koşuyor…  167
Koşu Nelere Kadirmiş            171
Ve…60 yaş…ilk maraton       176
60+ Yaşında-3 Delikanlı…Büyükada-11K Macerası 180
Boston-2016 Yaşanmışlıklar   183
Boston Maratonu        183
Caretta Koşusu           190
Eymir Göl Koşusu      194
Ultra-hedefler 198
Koşunun Ultrası          201
Hedef Ötesi…Hayal ötesi      205
Run Fire Cappadocia-UltraMaraton   209
Erciyes Ultra Sky Trail, 2018  215
Dedem, Netcen Bu Yaşta?     225
Bitirirken…         229

Bu Kadar Yürüyorum, Neden Kilo Veremiyorum?

Televizyonlarda, internet sayfalarında ya da sohbetlerde sıkça gündeme gelen bir sorudur bu, kendini biraz kilolu addeden ya da etraftan “Epey şişmanlamışsın”, “Ne bu göbek” benzeri eleştiri alanlar. Bir sürü uzman ya da uzman olmayan, fakat her şeyi bilen kişiler, çeşitli önerilerde bulunurlar. Hayretle gördüğüm epey okumuş ve teknik eğitim almış, teknik alanlarda çalışan koca koca insanlar bile bunun derinine inmez. Belki de okullarda verilmeyen araştırma alışkanlığı, okuma zevki eksikliği nedeni ile, belki de çok daha fazla psiko-sosyal etkenlerden dolayı.

Halbuki olay çok basit bir matematik ve fizik-biyoloji problemi: Bir musluk kendi başına bir havuzu x-saatte doldurur, havuzun altında bir deşarj vanası ise açıldığında dolu havuzu y-saatte boşaltır. Bu muslukların hep birlikte devrede olduğunda belirli bir süre sonrası havuz dolup taşacak mı ya da boşalacak mı? Problemin çözümü ise ilkokul birinci olmasa bile üçüncü sınıf matematiği gerektiriyor. Havuzu dolduran musluğun kapasitesi boşaltan vanadan fazla ise dolup taşacak, yok boşaltıcı vana daha büyük ve boşaltma kapasitesi iki musluktan fazla ise havuz bir süre sonra boşalacaktır.

Burada havuz vücudumuza aldığımız yiyecekler havuzu dolduran musluk, vücudumuzun harcadığı enerji ise boşaltma vanasından çıkan enerjidir. Önce harcanan kalori hesabına bakalım: Basit fizik kuramı gereği enerji=kilomuz çarpı bu kiloyu taşıdığımız mesafe, olmasına rağmen vücudun dururken, yatarken, yürürken, koşarken harcadığı enerji bir takım mekanik ve biyolojik hesaplamalar sonucu bulunuyor.

MET (Metabolic Equivalent) vücudun harcadığı enerji hesaplamasında kullanılan en yaygın terim. Yan gelip yatan bir kişi için bu değer “1” olarak kullanılır. Diğer yaklaşık kullanılabilecek MET değerleri: 5 Km/saat hızla yürüyüş için 3,5; 6,5 Km/saat hızla yürüyüş için 5; 9,5 Km/saat hızla yürüyüş için 10, 13 Km/saat hızla yürüyüş için 14(yaklaşık, yuvarlatılmış) vb olarak alınabilir. Bu değerler koşu bandı göstergelerinde MET düğmesine basılınca gösterilir zaten; ancak bilinmediğinden ilgi ve bilgi de azdır bu konuda.

Buradan harcadığımız kaloriyi kolayca hesaplarız: Kalori= MET x Kilo (Kg) x Süre (Saat). Örnek-1: Oturan sedanter 80 kilo bir kişi ise bir saat oturma ile sadece 80 kalori veriyor: 80x1x1=80 kalori; Örnek-2: 80 kilo, 30 dakika 6.5 Km/saat hızla yürürse bu süre sonunda harcadığı kalori miktarı 80 x 0,5 x5  = 200; Örnek-3: 30 dakika 13 Km/saat koşan bir kişinin bu sürede harcayacağı enerji miktarı 80×0,5×14=560 olacaktır.  Aynı süre bir egzersiz için nerede ise üç katı fazla verim.  Bu değer normal olarak 6,5 Km/saat ile yürüyen kişiden iki kat daha fazla mesafe  olmasına rağmen  400 değildir. Yani aynı mesafeyi yürüme ile koşmakla aynı kalori yakılmıyor; sürat ve koşu ana fizik kuralına aykırı görünen bir şekilde daha fazla enerji gerektiriyor. Bunun teknik açılamasına burada girmek istemiyorum, ancak vücut mekaniği ve diğer bazı kriterlerle ilgili.

Buna karşılık havuzu dolduracak musluklar için internet sayfalarında pek de bol bulunan bazı yiyeceklerin kalori değerine bir göz atarsak:

100 gr. için verilmiş rakamlar

Makarna, beyaz pilav, börek  360
1 adet baklava   100-150
Salam 400
Şeker 400
İrmik helvası 500
Sütlaç 400
Dondurma 200
Çikolata 500
Kızarmış patates 300
Marul 14
Ispanak 26
Bezelye 80
Tavuk 200

Bu listeler her ortamda detaylı ve uzun uzun bulunabiliyor.

Dananın kuyruğu ise işte bu noktada kopuyor: Yarım saatlik düşük bir süratle yürüyen bir kişi buna dayanarak biraz daha fazla yiyecek bonus kazandığını düşünerek bir sütlaç bile yese havuzu daha fazla doldurmuş olduğundan yürüdükçe daha da kilo alıyor. Orta düzey bir koşucu bile  12 km/saat ile bir saat 12 kilometre bir mesafe koşsa bile, ki bu rakamlar toplumun %99’unun erişiminden uzak değerler,  960 kalori verebilirken, orta bir hamburger menüsü – “tek katlı burger, orta patates ve kola” – 700 ile 1.000 kalori sisteme alındığını bilmede yarar var. 

Araştırmalarla ortaya çıkan diğer bir rakam ise ne kadar kalori ne kadar kilo alma ya da verme anlamına geliyor. Herkesin metbolizması farklı olmasına rağmen ortalama bir rakam kullanılabilir. Bu da yaklaşık 8-10 kalori eşit 1 Gram demek.  Yani 24 saate aldığımız  kaloriden, 1 MET’lik durağan zaman toplamı, 2-5 MET çalışma zaman toplamı (işe bağlı) ve 5-15 MET spor zaman toplamında verilecek kaloriden çıkardığımızda ortaya çıkan rakamı isteğe göre 8 ya da 10’a bölünce, o gün için ne kadar gram kilo aldığımız ya da verdiğimiz ortaya çıkıyor. Bunun tercümesi: Belirli bir dönemde 1 Kg kilo verebilmek için 8.000-10.000 kalori açığımız olması gerekiyor. Bunun tersi de olası tabi ki, yani 8.000-10.000 kalori fazlası olursa mevcut bedene bir kilo daha eklemişiz demektir.Bir gündeki farkı kolayca göremeyeceğimiz için aylık, 3-aylık dönemlerde bu hesabı yaparsak neden kilo veremediğimiz ortaya çıkacaktır. Burada önemli bir diğer noktada birden bire çok fazla kilo vermenin çok zor olması. Marjinal fayda kapsamında bu enerji farkından doğrusal bir şekilde kilo verme durumu oluşmuyor.  Çünkü tam olarak her 8-10 kaloride bir gram verme doğrusal gitmiyor, vücut yeni duruma kendini adapte ettiğinden bir süre sonra bu düşme platolanıyor, düzleşiyor. Bu nedenle uzun vadeli, sabırlı, dikkatli ve daha az ivmeli kilo verecek bir plan yapmak önemli.

Sonuç olarak: Öyle 20-30 dakika gezi yapar gibi yürümekle spor yaptığını düşünüp, sonra önüne geleni yeyip hâlâ  neden kilo veremiyorum diye yakınmanın bir faydası yok gibi.  Hayatın gerçekleri acı fakat bir o derece basit ve değişmez, çok ileri teknolojiler çıkmadıkça.   Ankara, 20 Kasım, 2018

Dedem, Netcen Bu Yaşta?


İlk olarak altmış bir yaşımda İznik ile başladığım ve Türkiye’deki tüm ultralara en az birer kez katılma hedefime uygun olarak Frig Yolu Ultra Koşusuna katılmaya karar verdim.  Aslında ikinci  olarak belirlediğim ve gidebileceğim en uzak mesafeyi (80-100K) koşma hedefime tam uymasa da 54 kilometrelik bu kısa parkur, Frig Yolu’nda,  koşmanın heyecanı ile bu yarışa kaydolmuştum.  İnsan metabolizmasını dayanabilme sınırı olarak belirtilen maraton mesafesinden daha uzun mesafeli dayanıklılık koşularının yıl başına belirli bir sayıyı geçmemesi gerekiyor, yaşa, yapıya bağlı olarak.  İznik, Kapadokya  Ultraları sonrası bu yılın 07 Temmuz’unda çok zor bir zemin ve irtifada 14 saat boyunca koştuğum 65 kilometrelik, 3000 metre tırmanışı olan Erciyes  Ultra Trail 2018 sonrası, hem daha kısa hem de fazla tırmanış olmayan, nispeten de birinci derece zorluktaki bir zeminde koşulacak Frig Ultra biraz da kolayıma gelmişti. 

Koşu için organizasyonun önerdiği otelden yarış başlangıcı olan İhsaniye’ye otobüsle giderken koşudan çok parkur boyunca yaşayacağım güzellikler için heyecanlanıyordum. Koşu başlangıç noktasında Ankara’dan arkadaşım Mert Derman (246 kilometrelik Spartathlon’u koştu, 2017)  ile sohbet sonrası 08:30 planlanan zamanda çıktık yola. İlk etapta koşulacak 9 kilometrede ilginç olaylar yaşandı. Öncelikle bir yol ayırımında karşıdan gelen epey kalabalık bir grubu görünce önce bir anlam veremedim, Trabzon’lunun “hepsi ters” dediği aklıma geldi. Sonradan grupla kavşakta karşılaşınca anladım olayı: Yanlış yolda bir süre gidip dönmüşler. Benim değil onların ters olması sevindirici idi. Bir anda bu iddialı grubun başında buldum kendimi, dönemeçte. Sanırım yarışa katılan en eski doğum tarihine sahip biri olarak bu kadar gencin önünde bulunca kendimi gaza geldim ve bir süre önde devam ettim. Bu arada beni rehber olarak kabul eden gençler sütten ağzı yanmış olmanın etkisi ile sürekli arkamdan “Beyler yanlış yola girmeyelim” anonsu yapıyorlardı.

Bu motivasyonla ilk CP (kontrol noktası) geçtiğimi anlamadım. Gerçi bir kaç genç bir noktada su uzatmıştı, ancak bunun CP olduğunu düşünmeden pas geçip ikinci CP, 23K kadar devam ettim. Buradan sonra biraz yokuş inip ileride tarihi bazı kalıntıların yanından geçtik.

Üçüncü, CP, 32K, geldiğimde epey seyirci toplanmıştı o noktaya: Koşu güvenliği için orada bulunan 7-8 Jandarma ve 2-3 gönüllü. Beyaz saç ve birbirine karışmış beyaz sakalla epey bir teşvik geldi etraftan. Hatta oradaki yaşları 20-25 olan ve bana bu yaşta neden koşuyorsun diyen Jandarmalara hava atarak var mı benle yarışacak diye meydan bile okudum. Birbirlerine baktılar; belki de saygılarından ses çıkmadı kimseden. “Yağmasan da gürle” deyiminin hâlen geçerli olduğunu görmüş oldum.

Bu yaş konusu sürekli gündemde, insanlar alışmamış ki koşuya, koşana; hele benim gibi görüntü olarak yaşlı görünce çok yadırgıyorlar. Üçüncü CP sonrası bir ara karşılaştığım genç bir çoban da klasik yurdum insanı yorumunu yöresel bir lehçe ile ve safça yüzüme söyledi: “Dedem, netcen bu yaşta” diyerek hayretini ortaya koymaya çalıştı. Durup ona koşmanın faydalarını, özellikle 50’li yaşlardan itibaren koşmanın mutlak gerekli olduğunu  anlatmak isterdim. Ancak zaman ve zemin buna müsait olmadığını düşünerek gülüp yanından geçtim.

Son CP’de biraz dinlendikten sonra tekrar koşmaya başlayıp Kapadokya benzeri oluşumları, peri bacalarını, mağaraları, Ayazini Kilisesini görünce içimden biraz durup gezmek geldi. Ancak ismini aklımda tutarak daha sonra uygun bir zamanda turistik seyahat kapsamında buraya gelmeye söz verdim, kendi kendime. 

Son etap biraz sorunlu oldu. Ayazini sonrası beraber koşmaya başladığımız Ender Akyüz ile iki kez rotayı şaşırdık, yanlış yollara saptık. Tabi hem zaman kaybı hem gereksiz yorgunluk hem de psikolojik olarak olumsuz etkilendik. Daha sonradan bölgedeki insanlardan bazılarının işaretleri değiştirdiğini ya da kopardığını söyledi organizatör arkadaşlar. İlk etapta yanlış yola giren guruba gülmemin sonucu “Gülme komşuna gelir başına” olayı gerçekleşti; ilk defa yanlış yollara sapmış oldum. Olsun bu da bir deneyim. Hem bu olaylar hem de bastıran yorgunluk sonrası bitiş noktasını görmek için sabırsızlanmaya başladım. Ufukta beliren Gazlıgöl silüeti bizi bu karamsarlıktan kurtardı ve karşıdan gelen bir yayanın “Haydi gayret bir buçuk kilometre kaldı” sözü ile son bir gayretle bitiş noktasına geldik.

Her koşu sonrası her koşucunun hissettiği dibe vuran yorgunluğun bitirme zevkine dönüştüğü ve hemen müteakip koşu planlarının yapıldığı moda tekrar girmek güzeldi.

Cengiz Yardibi, 15 Ekim 2018, Ankara

 

 

 

Koşunun Ultrası

Koşma hevesi, sağlık ya da egzersiz yapmış olmak için 5-10 kilometre yeter. Biraz daha iddialı olmak için yarı-maraton denenebilir. Daha farklı heyecanlar yaşamak ve yaşamın tadını anlamak için maraton koşulur. Göklere ulaşmak için ultra yaşanmalı.

Ultra-Maraton ya da koşucular arası deyimle ultra 42.195 metre ötesinde koşulan bir olay, yaşam tarzı; başlangıçta heyecan, heves, challenge; sonlara doğru susuzluk, eziyet,  acı, yorgunluk, pişmanlık. Fakat her anında doğa ile bütünleşme, kendi sınırlarını aşma, bir disiplinin en üst derecesinde dolaşma, bir anlamda nirvanaya erişme.

Ultra koşuya benzer bir olay yok, gerçekten. On kilometre koştuktan sonra, 21,1 kilometrelik yarı-maratona, biraz daha iddialı olanlar için zor da olsa maraton koşulabilir; zaman, uygun, programlı çalışma ve sabır ile. Kişi yapısı, azmi, çalışması ile belirlenen bir zamanda bu koşuları bitirebilir. Bir sonraki yarışta kendi en iyi derecesini yapabilir; gözüne kestirdiği bir kaç kişiyi geçebilir. Bu da yeter ona her koşuda, eğer koşmak için doğmuş bir atlet değilse.

“Trail running”, Türkçesi maalesef yok, olsa da her çeviri eksik kalıyor, patika, yol, koşusu gibi. Bunlar “trail running” duygusunu vermiyor, koşanlar için: Erciyes Ultra Sky Trail, Kapadokya Ultra Trail, Tahtalı UltraSky100K, Frig Vadileri Ultra… Ultra-Maraton Trail-Running koşuları maraton dahil tüm yol koşularından tamamıyla farklı olaylar. Ultralarda zaman diğer koşularda referans olan ”pace-bir kilometreyi koşma süresi” gibi olmuyor. Genelde ultra parkuru boyunca belirli kriterlere göre kurulan kontrol noktaları-CP, belirli bir kilometreye erişim süresi ya da tüm parkuru bitirme süre limiti olarak ve saat bazında en geç erişim süresi yayınlanıyor. Parkur güçlük derecesine göre bazen mesafe bazen süre burada zorluk. Örneğin nispeten daha az tırmanış ve zemini uygun olan İznik 50K için 7 saat benim gibi 60+ sonradan koşucu için normal iken, 3000 metre tırmanış içeren Erciyes Ultra zemindeki zorluklar nedeni ile 14 saate uzayabiliyor. Yol koşularında belirli bir sürat ve süre ile, genelde 15-20 dakikalık bir 3000 metre koşudan  en fazla 5 saate uzayabilen maraton gibi olaylar yerine ultralarda bitirebilme önemli.

Parkur boyunca ayakta kalabilmek, “survivor” olmak tek geçerli kriter. Yaş, cinsiyet, beden ölçüsü çok önemli olmayabiliyor, ultralarda. Bazen 40, 50 hatta 60 yaşındaki ultracılar birinci gelebiliyor. Kemal Kukul, 1965 doğumlu, İznik Ultra 2017, 140 kilometrede birinci olarak tamamlıyor. Maraton için atletler 25-30 yaşlarında zirveye erişirler ve bu sürer. Ultralarda ise 30 yaşın üzerinde koşucular 30 yaş altındakilerden çok daha fazla; 63 yaşıma yakın koştuğum iki ultra, Kapadokya ve Erciyes 63 ve 64 kilometre idi. İlk defa bu kadar uzun mesafeleri koşmama rağmen başarabildim. İlk 20-30 kilometre genelde müthiş manzara ve olayın ilk heyecanı ile beraber koştuğunuz kişilerle sohbet edilebiliyor; istasyonlar geçildikçe yorgunluk, yılgınlık başlıyor; 50 km ‘ye doğru acılar başlıyor, 60’larda ayaklar ateşe basıyor gibi olmaya başlıyor, baldırlar, kalçalar ağrımaya başlıyor ve yapacak bir şey yok. Daha uzun 80, 100, 110, 140’lardaki hisler ve vücut tepkisi nasıldır bilemiyorum şimdilik. Ancak bundan sonraki hedefim olan 80 km yakında deneyince öğreneceğimi biliyorum. Yol koşularında önemli olan fazla kilolar bile ultralarda önemli değil. Her kilo ve yapıda koşucular kendi başlarına ve istedikleri hızda koşabiliyor, yürüyebiliyor; kilodan çok mental bir olay bu.

Maraton genelde yalnız başına yaşanan olaylar, yollarda, belirli bir hızda, belki kulaklarda müzik, koş, koş, koş. Ultralarda müzik dinleme olayına pek rastlanmıyor. Önceleri etrafı seyretmek, zor arazi şartları, zamanla işaretleri kaybetmemek için sürekli alarmda olmak gerekiyor. Ayrıca, örneğin Erciyes gibi bir zeminde kaya ve dikenlerden sakınmak, dere-tepe, kayalıklarda yuvarlanmamak için gözünü dört açmak gerekiyor. Yine ultralarda arkadaşlık çok önemli. İşaretleri kaybetmemek, yaralanmalarda destek olmak, durup yardım etmek çok rastlanan olaylardan. Benim deneyimim fazla olmadığı için duyduklarıma göre bu macerada oluşturulan arkadaşlıklar çok daha uzun dönemli olaylardan daha fazla kalıcı ve derin olabiliyormuş.

Ultralar için strateji olması lazım. Beslenme, su ve elektrolit kaybını yerine koymak için plan ve stok lazım. İstasyonlarda ne kadar kalınacak, nasıl ikmal yapılacak, bir sonraki istasyona mesafeye göre hazırlık yapmak lazım. Yaklaşık 7000 kalori yakılmış oluyor 60-70 km bir ultrada. Bunu karşılamak için mide bulandırmayan ve şişkinlik yapmayacak, mağnezyum, potasyum ve tuz ihtiyacını karşılayacak tatlı, tuzlu, meyve uygun olarak seçilecek. Bunlar mesafe ve duruma göre ayarlanması gereken konular. Başlangıçta vücutta depo edilebilecek karbonhidrat miktarı çok kısıtlı, ancak 60-90 dakika dayanabilecek şekilde 2000 kalori civarında; 7000 hatta daha uzun ultralarda 10.000 kalorileri ihtiyacını karşılamak için karbonhidrat üretiminin koşarken yapılması gerekiyor. Tabi kolay değil, bilgi ve deneyim sahibi olmak da gerekli. Yarı ya da tam maratonlarda koşudan 2-3 gün önceden başlayan karbonhidrat yüklemesi ultralarda pek fayda sağlamıyor.

Sonlara doğru beyin, vücut, zemin bir arada çalışması gerekiyor. Vücudunuz ve ayaklar daha fazla gidemeyeceğim dediğinde beyin devreye giriyor. Beyin daha ne kadar gideceğiz dediğinde vücut atılıyor. Fakat bitişe yakın, insanlar bir kilometre kaldı diye teşvike başladığında bütün bunlara değdiğini düşünerek büyük bir keyif alınıyor. Ultramaratonlar bir meditasyon, sabır ve dayanıklılık, kendine güven koşuları.

Maraton ve diğer daha kısa mesafeli koşularda en fazla 3-4 saatte belirlenen caddelerde ve genelde etrafa bile dikkat edilmeden bitirmeye uğraşılıyor. Ultralar koşu ve spor harici bir doğa gezisi, doğa ile bütünleşme olayı. Bu sayede ultra koşanlar haricinde kimselerin göremeyeceği, ayak basamayacağı ve genelde Kapadokya gibi, Erciyes gibi, Kazdağları, Tahtalı, Kaçkar gibi doğa harikalarında macera yaşanıyor.

Bu nedenle yine geç olarak içine dahil olduğum ultra koşularını diğer yol koşularına tercih etmeye başladım. Hedefim öncelikle Türkiye’deki tüm ultraları koşarak görülebilecek tüm güzellikleri yaşamak.

Güçlü Bağışıklık – Koşu

Koşmak, egzersiz yapmak, fiziki faaliyette bulunmak sadece uzun yaşama destek olarak değil, daha kaliteli ve sağlıklı yaşam sunabiliyor. Bu aktiviteden elde edilecek fayda, yeni araştırmalar ışığında tahminlerin de ötesine geçmekte. Örneğin son olarak 55-79 yaş arası bisikletçilerin bağışıklık sistemi üzerine  üzerine yeni bir araştırma raporunda1 yıllardır egzersiz yapma ve bunun bağışıklık sistemi üzerine etkilerini incelemekte olan Birmingham Üniversitesi Enflamasyon ve Yaşlılık Enstitüsü direktörü Dr. Janet Lord, daha uzun süre sağlıklı kalabilmek için yapılabilecek en iyi şeyin egzersiz olduğunu belirtmekte. Araştırma koşma ve egzersiz yapmanın pek çok yararlarını ortaya koymaktadır.  Ancak bunların en başında gelen diğer bir fayda da bağışıklık sisteminin egzersiz sayesinde çok güçlendiğidir. Bu sayede 80 yaşında egzersiz yapan, koşan bir kişinin bağışıklık sisteminin enfeksiyon ve hastalıklara karşı mücadelede 20-30 yaşlarındakilerle aynı seviyede olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ortaya çıkan bu araştırma sonuçları bu bölümde incelenen en yaygın hastalıklar ve bunların dışında kalan binlerce diğer hastalık ve yaşlılık hasatlığına karşı en temel savunma mekanizması olan bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve güçlü kalabilmesi için en başta gelen argüman olarak kullanılacaktır. Ayrıca elde edilen bu güçlü bağışıklık sistemi kişiyi her yaşta hastalıklara karşı korumanın yanında, bu özelliği genetik olarak mevcut DNA’sı üzerine kodlanarak gelecek nesillerine de daha doğuştan itibaren güçlü bir bağışıklık sistemi aktarımını mümkün kılacak anlamında bu rapordan çıkarılacak sonuçlar.

Bağışıklık alanında önde gelen Frontier in Immunology Jurnalinde Nisan 2018’de yayınlanan bir makalede2 bu konuda daha önce yapılmış bir çok araştırma bir araya getirilerek tekrar incelenmiş ve bu araştırmalarda ortaya konulan bulgular ışığında egzersizin kısa dönem bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri yeniden değerlendirilmiş. Buna göre daha önceleri uzun ve yorucu egzersizlerin vücudun bağışıklık sistemini zayıflattığı yönündeki inanış ve tezlerin yapılan bu araştırma ile yanlış olduğu ortaya konulmuş.

Bu araştırma sonuç kısmında: “Güncel bulgular fiziki aktivitelerle dolu bir yaşam şeklinde egzersiz sayesinde güçlenen bağışıklık sisteminin epidomiyolojik açıdan (salgın hastalıklar) bakteri ve viral enfeksiyonların yayılımının ve kanser gibi yayılma söz konusu olmayan hastalıkların oluşumunu azalttığını göstermektedir denilmektedir. Buna rağmen günümüzde araştırmalarda, akademik eğitimlerde hatta fiziki aktivite tanım ve tanıtımlarında önceden yerleşmiş bir söylence kapsamında egzersiz yapmanın geçici olarak bağışıklık sistemini bastırdığı belirtilmekte. Eldeki bilgilere dayanarak yaptığımız detaylı analizde düzenli fiziki faaliyet ve sık egzersiz yapmanın bağışıklık sistemine yararlı olduğu ve en azından herhangibir zararı olmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, mevcut bulgular düzenli ve sürekli egzersiz immünolojik yaşlanmayı durudurmakta veya geciktirmekte olduğu yönündedir. Aktif bir yaşam tarzı benimsemenin ileriki yaşlarda sağlık ve hastalık üzerinde yararlı olacağı sonucuna varmış bulunmaktayız.” Yazılmaktadır.

Prof. Michal Schwartz  Weizmann Institute of Science, Rehovot, görev yapan istisnai bir bilim insanı. Nöroimmunoloji alanında öncülük yapan araştırmaları, bağışılık sisteminin beyin üzerindeki yaşamsal rolünü ortya koymaktadır. Yeni kitabı : Neuroimmunity: A New Science That Will Revolutionize How We Keep our Brains Healthy and Young (with Anat London), “sağlıklı bir beyinin güçlü bir bağışıklık sistemine bağlı olduğunu ortaya koymakta ve araştırma ekibinin Alzheimer, demans, omirilik yaralanmaları, depresyon ve glukoma  tedavilerinde nasıl yardımcı olabileceğini açıklamakta. Güçlü bir bağışıklık sistemi ile çok fazla artırılacak T-hücreleri seviyesi sayesinde nörojenez (beynin sinir kök ve projenitör hücrelerinden nöronlar üretmesi) üretimini artırabilirsiniz. Bu Prozac etkisi ile eşdeğerdir. Pskologlar insanlara Prozac benzeri etkileri elde etmek için koşu ve egzersiz yapmalarını önermektedirler. Prof. Schwartz “Spor yapmakla elde edeceğimiz fayda doğrudan beyni etlilemesi değil sadece; spor, egzersiz, koşu beyni etkileyecek bağışıklık sistemini tetikler” demekte3 .

Sonuç olarak, özellikle koşmanın kitlelere yayılmasının başlangıcı 1980 sonrası olduğu için ve bu kişiler üzerinde yapılacak bilimsel araştırma sonuçlarının alınabilmesi için 20-30 senelere dayandırılması gerekliliği gözönüne alındığında, koşmanın homo sapiens üzerindeki etkileri konusunda eski mit ve söylenceler bir tarafa bırakılaak, son yıllarda çıkan araştırmalara rağbet edilmesi önemlidir. Bu kitapta yer alan yazılarda özellikle son bir yıl hatta gerektiğinde son bir aylık araştırma yazıları ve önermelerden alıntı yapılmaya özen gösterilmiştir. Bu bağlamda Dr. Campbell ve son dönemde yapılan araştırma liderleri bilim insanlarının yorumladığı şekilde “bağışıklık sistemini baskılayacağı korkusu ile insanların egzersiz yapmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini” söylemektedir. “Egzersiz bağışıklık sistemi için iyidir.”

1 Properties of the vastus lateralis muscle in relation to age and physiological function in master cyclists aged 55-79 years, Pollock RD, O’Brien KA, Daniels LJ, Nielsen KB, Rowlerson A, Duggal, Lazarus, Lord JB, Philp A,Harridge SDR, Aging Cell. 2018 Apr;17(2). doi: 10.1111/acel.12735. Epub 2018 Mar 8.

2 Debunking the Myth of Exercise-Induced Immune Suppression: Redefining the Impact of Exercise on Immunological Health Across the Lifespan, John P. Campbell* and imageJames E. Turner, Department for Health, University of Bath, Bath, UK, Front. Immunol., 16 April 2018, https://doi.org/10.3389/fimmu.2018.00648.

3 https://www.macleans.ca/society/health/a-healthy-immune-system-is-the-key-to-a-healthy-mind/, 24 Haziran 2018 tarihinde indirildi.

 

Erciyes Sky Trail Ultra 2018

Start Sabah 06:00

Volkanik atıklar, lav yatakları, sürekli 2200-2600 metre irtifa, 3000 metreden fazla tırmanış ve Erciyes Zirve etrafında tam bir tur, 64 kilometre, üstelik Temmuz sıcağında; Türkiye’nin en çetin ultra maratonu.

Ultralara geçişimden itibaren hedefim Türkiye tüm ultralara en az birer kez katılmak. İkinci olarak da gidebileceğim en uzak mesafeyi koşmak. Bu hedeflere adım adım yaklaşmaktayım: İznik 50, Kapadokya 63 ve Erciyes 64 kilometre (Ultralarda her 100 metre tırmanış 1 kilometre ilave mesafeye olarak kabul edilir. Bu durumda Erciyes 64K, 94 kilometreye eşdeğer. Diğer taraftan sürekli 2500 metre üzerinde bir koşu ise %10 ilave mesafe anlamına., zemini saymıyorum bile. Bu hesaplara göre Erciyes Ultra düz yolda koşulacak 100+ kilometre ile eşdeğer bir güçlük derecesi oluşturmakta.) Daha 80 kilometreye kadar gitmeyi düşünüyorum; fazlası ilerleyen yaşla birlikte uçuk bir hedef olabilir?

Metabolizmanın dayanabileceği uzun mesafeli dayanıklılık koşusu yıl başına belirli bir sayıyı geçmemesi gerekiyor, yaşa, yapıya bağlı olarak. Koşu takviminde bazen aynı ayda birden fazla ultra planlanabiliyor; Temmuzda Erciyes ve Tuzgölü ultraları gibi. Her ikisi de ilginç olduğu kadar zorlu. Erciyes yükseklerde ve tırmanış dolu olduğu halde Tuzgölü rakımı sadece 900 metre ve dümdüz.

Bu nedenle Erciyes’te  karar kılarak aileden yükselen, 7-70, tüm itirazlara rağmen kayıt oldum. Hatta torunum Duru (Duru Tırakoğlu – 6) dağlarda ayı ve yılan olur diyerek bana bu koşuyu yasakladı. Oralar karlı yılan olmaz dediğimde, o zaman kutup ayıları vardır diyerek korkutmaya çalıştı. Ancak bundan en fazla kendisi korkmuş. Mecburen sakladık koşuya gittiğimi, yerine gezmeye gidiyorum dedik. Bilmem ne kadar inandırıcı oldu.

Yüksekliğe alışmak için üç gün öncesinden yarış başlangıç noktasına çok yakın bir otele yerleştik, bana sürekli destek veren eşimle birlikte. İlk gün çıkılacak maksimum irtifa olacak 2.600 metreye alışmak için, otele yerleşir yerleşmez spor kıyafetlerini giyerek kayak pisti altında 2600 metre irtifaya kadar 2 kilometre çıkıp, burada biraz oyalandıktan sonra aşağı indim. Standart prosedür kapsamında koşu numarası, çantası, T-şört teslim aldım. Akşam da teknik brifinge katıldım.

Video URL

7 Temmuz sabahı 05:00’da kalkarak hazırlıklarımı tamamladım ve 06:00 ‘da başlayacak yarış başlangıç noktasına yollandım. Kayıtlı 41 koşucudan sadece 27’si, kadın-erkek, yerli-yabancı,  boy göstermişti. Tabi düşük bir katılım.Bu nedenle 64 kilometre boyunca koşacak 27 kişinin arazide dağılımı ilginç olacaktı. Bu organizasyon kapsamında icra edilen dikey çıkış, 10K ve 25K koşuları farklı saat ve başlangıç noktalarından başlatıldı.

Yarışın son etabı hakkında anlatılan korkunç hikayeler nedeni ile yarışa temkinli başladım. Benim gibi temkinli başlayan Alman ve 46 yaşında olduğunu öğrendiğim Boris ile ilk kontrol noktasına kadar gayet güzel ve rahat bir tempoda koştuk. Burada dinlenme ve su ikmali için ben 5 dakika oyalandım fakat Boris beklemedi. Bu kadar uzun ve vahşi bir doğada işaretleri kaybetmek ölümcül olmasa da bayağı sorun çıkaracak bir durum olacağından önceden koşmuş birisi ya da en azından dört gözle etrafı gözetlemenin faydalı olacağını düşünürken daha sonra adının Sevil Toker olduğunu öğrendiğim 83 doğumlu kızımızla beraber koşmaya devam ettim. Kendisi İznik Ultra koşusunda 140 kilometre kadınlarda birinci olmuş. Bu yarışa daha önce de katıldığından parkuru biliyor. Bayağı faydası oldu, tempo açısından sürekli işaret arama açısından. Bir 10-15 kilometre kadar temposuna ayak uydurabildim. Sonra bir yokuşta geri kaldım ve bir daha da yetişemedim.

Artık iş başa kalmıştı. Ne önümde ne arkamda göz mesafem ki bu 3-5 kilometre olabilir açık arazi ufkumda görünürde kimse kalmamıştı. Gözümü dört açmam şart, işaretleri kaçırmamak için. Nitekim deneyimli koşuculardan bir daha sonra saatine koşu rotasını yüklediği ve en ufak bir sapmada elektronik olarak ikaz alacağını düşündüğünden işaretlere bakmadığını bu nedenle de epey bir süre yanlış yolda koşup sakatlandığını ve yarışı bıraktığını anlattı. Ben de eski usüllerin daha etkin olduğunu söyleyip bu kadar teknolojiye bağımlı olmamaları gerektiğini, arada bir kafaları makinelerden kaldırıp doğaya bakmalarını önerdim.

Koşu zemini bir kesit

Aman Allahım! Ömrümde bu kadar taş, kaya ve teknik toplantıda dikkat çekilen “Geven” dikeni olan bir arazi görmemiştim. Taşlar üzerinde koşmak değil yürümek ne mümkün! Yumruk büyüklüğünden büyük kayalara kadar fakat hepsi de hareketli. Üzerine basınca yuvarlanıp düşme riski çok fazla. Ayrıca bu geven dikeni iki santim kalınlığındaki ayakkabıdan bile geçip iğne gibi batıyor ayaklara. Durup dikenleri çıkarmak geliyor aklıma, ancak kim duracak, yere eğilecek, zorla ayakkabı çıkacak, tozluk, sırtta çanta… Gelecek kontrol noktasına kadar ayakkabı ve çoraptaki dikenler batmasın diye ayaklarımı ayakkabı içinde şekilden şekile sokuyorum, koşarken. Yokuşlar o kadar dik ki; buralarda basılan her taş aşağı kayıp ayağı boşa çıkarmakta. Etrafta in cin top oynuyor. Bir de “Gelengi” diye adlandırılan mirketlerin çok küçüğü hayvancıklar ve kuşlar var.

Yarış 6 etaptan oluşuyor. İlk etap kolaydı. Boris ile konuşarak ve manzaraya bakarak nispeten düzgün zeminde normal tempoda koştuk.

İkinci etap tamamen kül ve kayadan oluşan dik, uçurum gibi engebelere sahip. Ayakların içine taş, toprak girmesin diye bileklikleri geri sarıp ayakkabı kenarlarını kapatmaya çalıştım, fakat nafile.

İkinci kontrol noktası Sarıgöl kenarında. Güzel bir manzara ve tek düzgün zemin. Ancak burada fazla oyalanmadan yola koyulmam gerekti, hava kararmadan bitirebilmek için. Kızık Yaylasına çıktım. Burada yörük çadırlarına rastladım. Biri beni çağırdı ve ayran ikram etti. bAç mısın, yemek verelim dedi. Teşekkür edip ayran içtikten  bir-kaç dakika sonra tekrar yola çıktım.

Ancak buradan üçüncü kontrol noktasına kadar olan arazi tamamen kayalık. Geven dikenlerinden bahsetmeye gerek yok sanırım. İki buçuk saat olarak hesapladığım bu etabı 3 saat 20 dakikada bitirebildiğime şükrettim. Burada koşmak bir yana yürüyebilmek ve kayaların üzerinden aşabilmek için ellerimi de kullanmak zorunda kaldım. Bir-iki kez de yuvarlandım. Etabın sonunda düz ve bayır aşağı bir yola çıkınca biraz koşma fırsatım oldu. Bu arada koşarken yüksek irtifa nedeni ile fazla su kaybı yaşanacağından depolarımızın dolu tutulması önerilmişti. Yedek su şişeleri ile birlikte sırtıma en az 3 kilo da çanta var. Bu noktada Erciyes Sky Ultra diğer bir zorluğu da daha önce yazdığım gibi olayın 2200-2600 metre arasında bir yükseklikte koşulması. Bu nedenle alışkın olmayanlar epey bir zorluk çekti.

Üçüncü kontrol noktasında krallar gibi karşılandım, zaten yarım saatte sadece bir kişi uğrayan çadırda. Hemen sırtımdaki çantam alındı, su ve kola depolarım tazelendi. Bu arada çamur, toz, ve dikenle dolu çorapları değiştirdim ve on dakika sonra tekrar yola koyuldum. Bundan sonra 7.5 ve 6.5 kilometrelik iki etap daha düzgündü. Artık eskiden şikayet ettiğim bayır ve tozlar dümdüz yol gibi geliyordu gözüme.

gereme ile ilgili görsel sonucu
Gereme Kalıntıları

Dördüncü durak noktası Gereme’de kurulu. Erciyes Dağı’nın güney eteğinde yer alan ve eski adı Spistra olan Gereme, ikonklastik dönemin önemli yerleşim bölgelerinden biri imiş. Su aramak için yapılan bir çalışmada 20-30 metre toprak altında kemerlerin çıkması, yörede yaşanan afetlerin büyüklüğünü ortaya koymaktadır, denilmekte yazınlarda.

İlk koştuğum İznik ultra yumuşak toprak ve tabiatı sonrası Kapadokya ultra arazisi çetin gelmişti. Ancak Erciyes parkuru patika ise, Kapadokya otoyol diye düşünmeden edemedim. 

Bu arada sıcak da bastırdı. Ancak düzgün yolu olan bu iki etabı rahatça koşup- yürümeye başladım. Beşinci etapta epey önümdeki bir İngiliz, Nick, ortamda nadir olan bir ağacın dibinde oturmuş bekliyordu. Ne olduğunu sorduğumda yükseklik çarptı, yarışı bıraktım görevliler gelip alacak dedi. Yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordum, yok dedi. Selamlaşıp ayrıldım.

İkibin altıyüz metre irtifadaki son kontrol noktasına geldiğimde 11 saattir koştuğumu gördüm saatimde ve 53 kilometre yol gelebilmiştim ancak. Az bir şeyler yediğimden midem bulanmaya başlamıştı. Görevli gençler hemen limonlu su, tuzlu fıstık, kola, muz destek çıktılar. Son etabın zorluğu baştan beri herkesin dilinde idi. Yok 15 yok 20 vadi inilip çıkılacaktı. Görevli çocuklara sordum, devam edeyim mi yoksa kalır mıyım dağın başında diye. Abi sen devam et, durumun iyi diye cesaret verdiler sağ olsunlar. 20-25 dakika oyalandım, hem dinlenmek hem de midemin bulantısının geçmesi için.

Üzerinde sek sek yaptığım taşlar

Sonra olayı bitirmek için yola çıktım. Nasıl bir arazi: Bir iniyor bir çıkıyorsun, karabatak gibi. Yardibi olalı bu kadar “yar dibi” görmemiştim hayatımda. Ardı arkasına yarlar, hem derin hem de taş, kaya dolu, yuvarlanmamak işten bile değil. Gerçekten bir kaç kez yuvarlandım, fakat kendimi kurtardım her seferinde  ve sıradakine devam ettim. Tam bitti derken başka bir yar! On bir kilometrelik bu son etapta aynı zamanda tekrar 2600 metre irtifaya tırmandım. Olayın başlangıç-bitim noktası olan oteller bölgesinde önce DSİ barajı göründü ufuktan. Bu arada diğer bir tehlike karanlık basması. Eğer hava kararırsa hem Erciyes soğuğu hemde işaretleri göremeyip arazide kaybolma riski de var. Taş ve dikenden koşmak da mümkün değil bir an önce koşup bitiresin. Bu arada bekleyenler de merak ediyor. Neyse cep telefonu çektiği için  şanslı sayılırım. Arayıp haber veriyorum, ancak sekize doğru gelebileceğimi, 14 saat sonra.

Akşam kavuşurken uzaktan teleferik direkleri görünüyor. Dünyanın yuvarlak olduğunu anlatırken ilkokulda önce gemi dumanı, sonra direkleri görünür derlerdi. Aklıma geliyor. Önce teleferik direkleri, sonra yavaş yavaş oteller, fakat yine epey bir taş, diken, yar geçmek gerekiyor. Geride kalanların karanlıkta nasıl yollarını bulacakları düşünerek bu mesafeleri de geçip bitiş takı altına varıyorum Bekleyen sadece eşim var. Millet bizden ümidi kesip, “kalan sağlar bizimdir” diye ödül törenine başlamış bile.

Bitiş anısı 20:00

İnsanoğlunun limiti olmadığını Haruki Murakami “Koşmasaydım Yazamazdım” kitabından okumuştum. Gerçekten de beş yıl önce düşünemeyeceğim şekilde bir saat bile koşamazken, 14 saat bu kadar çetin bir arazide nerede ise tek başına koşmanın ve bitirmenin heyecan ve zevkine eriştiğimi düşündüm. Bir de yarışı bitirebilen 25 kişi içinde en yaşlısı benmişim. Kaçıncı oldun diye soracaklar için: 60+ yaş içinde birinci (tek bendim bu kategoride 🙂 ), her yaştan 27 kişi içinde 16 ncı, fena sayılmaz. 2017 yılı bu parkuru bitirenlerin sayısı 17 imiş. Tekrarları çıkartırsak üçüncüsü icra edilen koşuyu tamamlayan dünyada ve Türkiye’de ilk 50 içinde olduğum sonucu ortaya çıkıyor.

Eve geldik. Ayakkabılar ve çoraplar yıkandığı halde hala geven dikeni  dikencikleri çıkıyor saklandıkları yerden. Peki hala neden anlatıyorsun bu kadar ıstırabı, koşma o zaman otur evinde diyenler için yanıtım yukarıdaki hikayede gizli… Ankara, 9 Temmuz 2018

Geven otu,Astragalus
Geven Otu

erciyes gelengi ile ilgili görsel sonucu
Gelengi Hayvanı

Kanser-Koşu

Kanser, Kalp Krizi, KOAH hepsi “K” harfi ile başlayan kelimeler ile Türkçe’ye geçmiş günümüzde ölüm liginde ilk üç hastalık. Kanser kelimesi bile bütün hastalıklar içinde zaten en çekinilen. Çünkü meşakkati çok, tedavisi varsa bile çok zor, çok fazla çeşidi var, nerede ise her organın bir kanseri var, metastazı var. İngiliz Independent Gazetesi  18 Temmuz 2017 sağlık haberlerinde yer alan bir habere göre kendi arasında en az iyileşme şansı olan tipleri pankreas, karaciğer, beyin, akciğer, gırtlak ve mide kanseri. Diğer tiplerinden kurtulma olasılığı çok daha yüksek, kişiye, erken teşhis ve tedaviye bağlı olarak.

Bir insanın hayatta duyabileceği en şok edici cümle bir sürü filmde değişik şekilde verilen  “Geçmiş olsun. aldığımız biyopside malignite şüphesi var” olmalı.  Kanserin nedenleri, tedavi şekilleri, yeni geliştirilen ilaçlar, aşılar, alternatif tıp ürün tartışmaları, beslenmesi ile ilgili her ortamda binlerce bilgi ve haber var. Teşhis-tedavi için dünya üzerinde yüz binlerce bilim insanı ne amaçla olursa olsun büyük çaba harcamakta. Üniversitelerde, İlaç firmaları Ar-Ge departmanlarında sayılamayacak kadar çok proje sürmekte. Klasik tedavi yöntemlerine ilave olarak kansere neden olan genlerin değiştirilerek bu felaketten kurtulma yöntemleri denenmekte. Kanser hastası sadece kendi için değil, ailesi, sevdikleri için de çok büyük acı ve sıkıntı getiren bir durum.

Bu makalede en öldürücü 3K hastalığa karşı sadece bir K-Koşma ile neler yapılabileceği araştırıldı. Bilimsel yazılardan önce bu konuda başından geçenleri anlatan Agnes Varona Oquendo “Running Against Cancer” kitabı tavsiye edilir. İnsanlar kanserden o kadar nefret etmişler ki “Kansere karşı Koşu” temalı koşu organizasyonu, dernekler çok fazla . Ülkemizde de benzer faaliyetler var, yardımlar toplanıyor, koşular düzenleniyor. Bu tip farkındalık yaratmaya çalışılan faaliyetlerin koşu ekseninde yoğunlaşmasının aslında bilimsel bir dayanağı var. Kansere karşı Koşu teması diğer tüm olaylarda olduğu gibi safhalara bağlı olarak değişik şekilde işlenebilir: Henüz kanserden çok uzak bir dönemde önleyici olarak, hastalık teşhis edildiğinde mücadele yolu olarak, kemoterapi, hatta ameliyat sonrası safhada iyileşme, güçlenme için farklı öneriler verilmekte literatürde. Bunların tümünde egzersiz ve koşunun faydası ve desteğinden bahsediliyor, en üst seviye araştırma raporlarından günlük gazete haberlerine kadar.

Amerikan Kanser Derneği (ACS) kanser tedavi ve destek tedbirleri ile ilgili olarak verilen bilgi: Eskiden kanser gibi uzun süre tedavi gerektiren hastalıklarda doktorlar hastalara dinlenme ve fiziki faaliyetleri azaltma önermekte idi. Bu eğer hareket etme acı veriyorsa, kalp çarpıntısı ve nefes darlığına neden oluyorsa iyi bir öneri. Ancak son araştırmalar  kanser tedavisinde egzersizin sadece yapılabilirliği değil fiziki işlev ve yaşam kalitesini de artırdığını göstermektedir. Çok fazla istirahat vücut faaliyetlerinde kayıplar, kas zayıflığı ve hareket açıklığını azalmasına yani eklemlerin kilitlenmesine neden olmakta; işleyen demir pas tutmaz.

ACS tarafından hepsi kemoterapi almış ve ameliyat geçirmiş 3. evre kanser hastaları üzerinde bir araştırma yapılmış.  İstenilen diyet ve egzersiz programını takip eden hastalarda kanserin tekrarlama oranı %31 daha az ve çalışma sonrası yedi yıl içinde ölüm oranı %42 daha az gerçekleşmiş. 

2018 yılında yayınlanan bir araştırma raporuna1 göre orta-şiddetli aerobik ve güç egzersizlerinin kanser önleme ve tedavisinde yararlı katkı sağlamış. Bir çok kanser türünde kansere neden olan bir metabolik oluşum terapi hedefi olarak alınmış. Buna karşı bir sürü ilaç geliştirilip test edilmekte. Yüksek yoğunluktaki anaerobik egzersiz ve koşu (HIIT) bu metabolik olayı (glycolysis) önleyici olarak bilinmekte olduğundan tümörlere karşı etkin olabilir denmekte.

Yine Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmada2 kanser hastaları için egzersizin artan bir şekilde yaygınlaştığı belirtilmekte. Fiziki egzersiz kanser olaylarını azaltmada ve tümör gelişimini engellemekte. Egzersiz  tümör intrinsik faktörü (hücrelerden salınan bir glikoproteindir) doğrudan etkileyerek kanser yayılımını kontrol etmede, kanser kaynaklı yan etkileri hafifletmede ve kansere karşı tedavinin etkinliğini geliştirmede önemli  rol oynamakta. Bu sonuçlar kanser tedavi stratejilerinde önemli  değişimlere yol açabilir.

Genelde daha çok güvenilir ve gelişmiş sonuçlar vermesi açısından temel bazı araştırma yazıları yanında daha çok son dönemde yapılan araştırma sonuçlarını sunmak istedim. Çünkü egzersizin kanser üzerindeki etkileri konusunda özellikle son yıllarda yazılmış pek çok araştırma yazısı mevcut. Yaptığım incelemelerde her kanser türüne özgü olarak da egzersiz, spor, koşmanın faydaları ayrı ayrı araştırılmış. Ancak konu çok teknik ve geniş olduğunda spesifik kanser çeşitleri ile koşmanın faydaları daha sonraya bırakılmıştır.

Başlangıçta, koşma karşıtlarına yanıt verebilmek amacı ile basit olaylar için yaptığım araştırmalar sırasında ve kendi deneyimlerim ışığında en basitinden en karmaşık ve korkutucu olanlara, çare bulunmaz denilen hastalıklara karşı egzersiz ve bunun en yanı hali, insan doğasına en uygun olanı KOŞMA’nın olumlu hatta iyileştirici etkilerini görmek beni de şaşırttı. Ancak biraz okuyup, düşününce olayın felsefe ve bilimselliği kapsamında insan oluşum ve evriminin koşma ile şekillendiği ve koşmanın diğer tedavi şekillerinden farklı olarak tüm mekanizmaya aynı anda ve ahenk içinde etki edebildiği ortaya çıkmakta. 

 

 

Cancer and Exercise: Warburg Hypothesis, Tumour Metabolism and High-Intensity Anaerobic Exercise, Peter Hofmann ID, Published: 31 January 2018
Hojman, P.; Gehl, J.; Christensen, J.F.; Pedersen, B.K. Molecular Mechanisms Linking Exercise to Cancer
Prevention and Treatment. Cell Metab. 2018, 27, 10–21.